10 Aralık 2019, 22:05:11

TFF 2. Lig 17. Hafta | Samsunspor'umuz - 1922 Konyaspor | 14 Aralık Cumartesi, 13.30


Şu An Hangi Kitabı Okuyorsunuz?

Başlatan Clint_Eastwood, 31 Temmuz 2008, 22:05:10

« önceki - sonraki »

Karabudun

Alıntı yapılan: Desiqner - 24 Mart 2017, 08:23:39
Feyzul Furkan Tefsirli Meali
Hasan Tahsin Feyizli'nin Türkiye'de en çok nüshası olan Kuran meali.Tavsiye ediyorum.


İletiyi çok geç gördüm. Gecikme için özür diliyorum. İlgi, alaka için çok teşekkür ederim.

mehmet yılmaz



Türkiye'de yayımlanan futbol kitaplarının sıkı bir takipçisiyim. Pek çok kitabı okudum. Açıkçası içlerinde gerçekten çok iyi kitaplar da var. Harika Portakal da onlardan birisi. Peki, bir futbol kitabını 'iyi kitap' sınıfına koyabilecek şeyler neler olabilir?

En başta sıradan olmaması gelir. Yani, medyada zaten okuduğumuz herhangi bir futbol köşe yazısı ya da haberi özelliği taşımamalı. İyi bir kurgusu, ilgi çekici bir öznesi olmalı. Yazarın belli bir edebi niteliği, farklı bir üslubu olmalı. Gezmeye, seyretmeye ve sevmeye dayalı bir anlatımı olmalı. Evet, futboldan ve futbolcudan tabii ki bahsetmeli ama onların içinde insan hikayeleri, sosyolojik tahliller ve hatıralar da olmalı.

İşte bu kitap tam da öyle bir kitap. İngiliz gazeteci David Winner, Hollanda futbolunu yazmış. Cruyff ve arkadaşlarıyla 1960'larda başlayan Hollanda futbolunu, Portakalları...

Ve tabii ki Total Futbolu...

Ancak o kadar başarılı bir kitap ki, beraberinde Hollanda'yı, Hollandalıları, Hollanda sanat ve siyasetini de okuyorsunuz. 1974 ve 78 finalinin kaybedilişi, 1988 Avrupa Şampiyonluğu... Ajax'ın halleri... Amsterdam'ın hikayesi... Cruyff, Rensenbrink, Haan, Van Der Kerkhoff'lar... Gullit, Rijkaard, Van Basten, Koeman... Michels, Van Gaal, Hiddink... Kluivert, Bergkamp, Overmars... Hollanda,-Belçika rekabeti... Hollanda-Almanya düşmanlığı... Hollanda futbolundaki Surinam geleneği...  Önemli olan kazanmak değil iyi oynamak inceliğini...

Yine mesela Ajax'ın ve Amsterdam'ın Yahudi imajının aksine aslında hiç de öyle Nazi karşıtı kahramanlıkları olmadığını anlatıyor. ( Aynı şeyi Simon Cuper de Ajax, Hollandalılar ve Savaş'ta anlatmıştı. )

Dediğim gibi, kitap elbette bir futbol kitabı ama sadece bir futbol kitabı değil. Amsterdam'ı görmüş birisi olarak ilgimi daha çok çektiğini de söylemeliyim.

Orada anlatılan bazı maçları, pozisyonları internetten bulup tekrar seyrettim. Bazı fotoğrafları araştırdım. Hatta kitabın kapağında futbol literatüründe Cruyff dönüşü / Cruyff Turn olarak geçen o mükemmel hareket var.

Winner, 2000'e kadar olan kısmı yazmıştı kitabında. 2000'de ülkesinde yarı finalde İtalya'ya maç içinde 2 penaltı kaçırıp, penaltılarla elenmişti Hollanda. Kitap aslında orada bitmişti ancak 2010'da yeni bir bölüm eklenmiş. Tam 10 yıl aradan sonra yani. Çünkü 2010 Dünya Kupası finalinde Hollanda, İspanya ile oynadı. Ve ilk defa yazar Hollanda'yı değil de rakibini tutmuştu. Çünkü güzel oyun İspanyollardaydı...

Daha bir sürü şey yazabilirim lakin son olarak şunu söyleyeyim; eğer futbolla ilgiliyseniz mutlak okuyun derim.

binikalamadım

Senem - Ferhat AKIN

Samsunlu halk ozanı Ferhat AKIN yüzlerce şiiri ve türkü sözlerinden oluşan bir kitap onlarca unutulmuş Samsun türküsü çıktı karşıma bu ozanın yaktığı ve en bilinen türkü ise Çarşamba Beylerinde...

mehmet yılmaz

OSMANLI DEVLETİNDE KADI - ( İLBER ORTAYLI ) 
İlber Ortaylı'nın ilk baskısı 1994'te Turhan Kitabevi tarafından yapılan ve uzun zamandır basılmayan kitabının gözden geçirilmiş, yeni baskısı. Kadı kavramının birkaç farklı makalede incelendiği çalışma, bize Osmanlı Devlet sistemindeki kadıyı etraflıca anlatıyor. Kadılık makamının doğuşu, medrese eğitimi, tayin usulleri, süreleri, görevler -ki mesela klasik yargıçlık dışında bir nevi belediye reisliği görevi de varmış. Ve daha pek çok konuda örneklerle dolu malumatlar veren bir eser.

KÖR BAYKUŞ - ( SADIK HİDAYET )
Kitabı okurken 'beklentilerimin çok altında kaldı' hissine kapıldım ve 'abartıldığı kadar iyi değilmiş' diye düşündüm. Ancak bittikten bir süre sonra eserin durağan olay örgüsüne rağmen muazzam bir sanat gücüne ve iç dünya anlatısına sahip olduğunu fark ettim. Düş, gerçek, hayal ekseninde iç çatışmalar, duygu yoğunluğu ve tabii semboller üzerinden sıra dışı ve başarılı bir esere imza atmış Sadık Hidayet.

KUR'AN'I ANLAMAK - ( İSMAİL YAKIT )
GEÇMİŞ ŞİMDİ GELECEK - ( HASAN ALİ TOPTAŞ )

mehmet yılmaz

KORKUYU BEKLERKEN ( OĞUZ ATAY )

Büyük beklentiler bazen büyük yıkımlar yaşatabiliyor. Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken'i de benim için öyle oldu. Çok sıkıldım ve açıkçası pek beğenmedim. Bilemiyorum belki de kusur bendedir. Zaten kısa öyküleri sevdiğim söylenemez lakin hiç bir kitabı yarım bırakmama ilkem nedeniyle sonuna kadar devam ettim. Bir şeyler eksikti sanki öykülerde...

DÜĞÜN EVİ ( NECİP MAHFUZ )

Kesinlikle sabır gerektiren bir kitap. Eğer yarıda bırakma huyunuz varsa, ortalarına doğru bırakabilirsiniz. Necip Mahfuz yine çok kişili bir hikaye anlatıyor. Hatta aynı hadiseyi dört farklı kişiye anlattırıyor. İlk başlarda isimler birbirine karışıyor; kim, kimdir, anlamakta zorlanıyorsunuz. Ancak özellikle son anlatıcıya gelip, onu dinlediğinizde taşlar yerine oturuyor.


SARI SALTIK 2 - ALPERENLER DERGAHI ( AKIN ÜNER )


Alperenler Dergahı, Akın Üner'in Sarı Saltık üçlemesinin ikinci kitabı. İlki olan Aşkabad Yolcusu'ndan tam bir yıl sonra piyasaya çıkan roman efsanevi Türk dervişi Sarı Saltık'ı merkezde tutan bir eser.

1243 Kösedağ Savaşı sonrasında Anadolu'da başlayan Moğol işgalinin etkili olduğu yılları kaleme alan Üner, dönemin pek çok tarihi şahsiyetini de romanda kullanmış.

Sarı Saltık serisi için Yüzüklerin Efendisi'nin Türk versiyonu gibi diyenler oldu ya da yeni bir M. Necati Sepetçioğlu kitabıymış gibi diyenler... Her iki benzetmede eserin başarısını anlatmak için kullanıldı. El hak... Her ikisi de doğrudur bence.

Çünkü Sarı Saltık'ı anlatıyorsanız, Can Ocağında Pişen Aş'taki Arslan Baba karakterine de yaklaşacaksınız demektir. Ya da orijinal metinde geçen Cinnistan, devler, cazular gibi konuları işleyeceğiniz için Yüzüklerin Efendisi'ne de bir selam çakmış olacaksınız.

Roman postmodern bir anlatıma sahip. Fantastik öğeler mevcut; gerçek üstücülük keza. Üner, bir Türk mitolojisinin varlığını hatırlatıyor bize. Özellikle benim de mensubu olduğum Türkmen boyu Çepnilerin bugün dahi varlıklarını sürdüren bazı inanışları temel alınmış. Albastı örneğindeki gibi... Nitekim Sarı Saltık bir Türkmen Çepni dervişi.

Üçlemenin tamamı Türklerin zor asırlarından biri olan 13. asrı anlatıyor. Kösedağ sonrasında ortaya çıkan yönetim krizleri Gıyaseddin Keyhüsrev ve oğulları İzzettin ile Rükneddin gibi kişilerle, devre ağırlığını koyan vezir Muineddin Pervane gibi yöneticiler, Moğol Han'ı Hulagü, komutanlar Baycu Han ve Ketboğa gibi karakterler romanda kendilerine yer buluyorlar. Bizde pek üstünde durulamayan Türkiye Selçuklu tarihinin bir bölümünü öğrenmek adına hayli başarılı bir kitap.

Örnek aldığım bir ağabeyim, dostum olan Akın Üner ile bir sohbetimiz sırasında, 'Sarı Saltık'ın romanını yazmak için yola çıktığında kafasında tek kitaplık bir roman olduğunu ancak kaynak taramaya ve özellikle de Sarı Saltık menkıbelerini okuduktan sonra mevzunun kısaca verilemeyeceğini gördüğünü hatta romanda kendilerine yer bulan bütün o fantastik mekan ve kişilerin Saltıkname'de zaten var olduğunu' söylemişti. Aslında bu fantastik ve mitolojik öğelerin varlığı bir romancı için avantaj bile kabul edilebilir. Tabii bunu doğru kullanabilecek bir romancı için; Akın ağabey tam da öyle bir romancı.

Mesela romanda kısa aralıklarla çok farklı tarihlere ve mekanlara gidiliyor. Bir milattan önce, İskenderiye'desiniz; bir 1250'lerin İznik'inde... Ancak o kısa süreli geçişlere rağmen eser o kadar başarılı ki sizi bunaltmıyor. Kafa karışıklığına neden olmuyor. Eserlerini adeta bir mühendis titizliği ile önceden planlayan Üner'in kendine has bir üslubu olduğunu bu şekilde fark edebiliyorsunuz.

Yeri gelmişken, kitaptan iki alıntı yapmak istiyorum. İlki şu; 'Ne kadar doğru sözler... İyi ki Türkler okumayı sevmiyor... Eğer, şu abidede yazanları okusalar işimiz ne kadar zorlaşırdı, hiç düşündün mü?' Ayrıca bir söze gerek yok sanırım.

İkincisi ise son zamanlarda kendi adıma sıkça düşündüğüm bir şey; 'Belki de haklısın..... Lakin haklı olmak her zaman kâfi gelmiyor.'

Toparlarsak şayet, ilkini okumamış olsanız dahi bu kitap size Türk tarihinde hoş bir fantastik yolculuk vaat ediyor. Su gibi akan, duru bir Türkçenin hakim olduğu bir kitap.

E tabii bu kitabı okumanın şöyle kötü bir tarafı var. Üçüncüyü bekliyorsunuz!


KAN VE GÜL - BİR KARA DEJAVU ( ALPER CANIGÜZ )

Alper Canıgüz'den zamanlar arası bir roman...
Tatlı Rüyalar'da mekanlar arasında geçiş yaptıran Canıgüz bu sefer 1994 yılına götürüyor bizi. Romanda baştan sona bir Canıgüz tarzı hakim. Ancak bu sefer bence absürd komedi dozajı daha düşük. Bunun yerini ise bir antidejavu almış. Yazarın okurları için ideal, ilk defa başlayacaklar içinse yerinde bir tercih olacaktır.

samsunsporlu1994

Hocam bu kadar kitabı ne ara okuyorsun,ben vakit bulamıyorum işten güçten. Kitap okumak en güzel aktivite bence,en iyisini yapıyorsunuz.

ata55

19 Mayıs 2017, 00:17:40 #981 Son düzenlenme: 19 Mayıs 2017, 00:21:26 ata55
Sinan Meydan - 1923 Kuruluş ayarlarına dönmek

mehmet yılmaz

Türklerin Altın Çağı - İlber Ortaylı

Türklerin Altın Çağı, bir İlber Ortaylı kitabı. Yayın dünyasına tarih kitapları eşliğinde kaliteli bir giriş yapan Kronik Kitap imzalı eser tam bir Ortaylı kitabı. Eser İlber Hoca ile yapılmış olan nehir söyleşilerden oluşuyor. Bu nedenle akademik yazıların resmi dilinden ve bitmek bilmez dipnotlarından hoşlanmayan okurlar için hayli ideal. Nitekim bir sohbet havası var ve o kesif bilgi bombardımanına rağmen iyi bir planlamaya da sahip olmasının etkisiyle kolay okunan bir kitap.

Evet, kitabı okurken tam anlamıyla bir tarihi malumat bombardımanına tabi tutuluyorsunuz. İnsan 'yeni bir şeyler öğrendim' hissi kadar, hatta ondan da çok 'meğer hiçbir şey bilmiyormuşum' düşüncesine kapılıyor.  Hakikaten İlber Ortaylı, Türk tarih bilimi için ve biz tarih okurları için çok büyük bir şans. Sadece deruni bilgisi ile değil, dünya görüşü ve tarihi yorumlamasıyla da öyle. Özellikle bu kitapta da sık sık karşımıza çıkan mukayeseli anlatımıyla geçmişe farklı pencerelerden bakmamıza kapı açıyor. 

Peki, Türklerin Altın Çağı tam olarak neleri anlatıyor? Kitap on bir bölümden müteşekkil. İlk bölümde İlber Hoca'nın tarih ilmine bakışı ve tarih ile ilgili genel görüşleri yer alıyor. Sonrasında ise Türk tarihini kabataslak olarak ele alıyor. Kadim Türk tarihinden Osmanlı dönemine kadarki süreçte Türklerin tarih anlayışı ile tarihin Türklere bakışını işliyor. Burada 'biz Türkler tarih yapan ama tarih yazmayan bir milletiz' tespiti hayli önemliydi.

Aslında kitapta altı çizilecek o kadar çok cümle var ki. Yine de birini paylaşayım; Okullardaki tarih kitapları önemli; çünkü milletin fertlerinin büyük kısmı okuldan sonra tarih okumaz.   Diğer bölümlerden birinde Emir Timur ve onun kurduğu devlet anlatılıyor. Türk hanedanlarının ya Oğuz Kağan ya da Cengiz Han'a kendilerini bağlama geleneklerini hem Timur'da hem de Kırım Hanlarında görüyoruz. Nitekim sonrasında Altın Orda ve Kırım Hanlığı dönemleri işleniyor. Açıkçası özel bir ilgim ve muhabbetim olan Kırım Türkleriyle ilgili epeyce şey öğrenmiş oldum. Kaldı ki hoca da aslen bir Kırım Türk'üdür.

Ardından Anadolu Türkleri safhası ve Osmanlı'ya geçiş var. Osmanlı'nın nasıl bir Balkan/Avrupa devleti olduğunu ve hatta Roma'nın devamı olduğunu görebiliyoruz. Hoca'nın bu konudaki tezi şu; 'Osmanlı İmparatorluğu tarihteki üçüncü ve 'Müslüman Roma'dır' ve aynı zamanda kendine özgü bir yapısı da vardır.'

Söyleşilerin devamında Ankara Savaşı sonrasındaki süreçten Kanuni dönemi sonlarına kadar uzanan dönem işleniyor. Fatih Sultan Mehmed ve Yavuz Sultan Selim hassaten üzerinde durulmuş isimler. Fatih'le ilgili çok ilgi çekici tespitler var.

Kitapta, İstanbul'un fethinde gemiler gerçekten karadan yürütüldü mü?; Cem Sultan'ın hikayesi neydi?;  Latin işgalinin İstanbul'a etkileri ne oldu?; Cumhuriyetimiz Osmanlı'nın devamı mı?; padişah annelerinin Türk olmamasının bir mahsuru olmuş mudur?; Anadolu nasıl Türkleşti?; Osmanlı'nın kuruluş tarihi kaçtır?; Safevi ve Memlukler de cesur ve yetenekli Türk ordularıyken Osmanlı nasıl galip gelebildi?; Osmanlı sultanları halife unvanını ne zaman kullandılar?; Kırım Hanlığının statüsü neydi?; Kırım Tatarları Moğol mu yoksa Türk mü?; Osmanlı Devleti Türkçü değil miydi?' gibi bir sürü soruya doyurucu cevaplar veriyor.

Demem o ki, çakma tarihçilerin ideoloji kokan cehaletlerini dinlemek yerine hakikatleri tarih bilimi namusu kokan bu gibi kitaplardan öğrenmek lazım. Bu manada Türklerin Altın Çağı tam aradığımız eser. 

****

Vicdan Zorbalığa Karşı - Stefan Zweig
Ayakta Durmak İstiyorum - Tarık Buğra
Türklüğü Tartışılan Meşhurlar - İsmail Yakıt
Martin Eden - Jack London
Sultanın Casusları - Emrah Safa Gürkan

mehmet yılmaz

BÜTÜN ŞİİRLERİ ( DİLAVER CEBECİ ) 
KÖSE KADI ( BAHAEDDİN ÖZKİŞİ )
OSMANLI DÜNYASI ( ÖNDER KAYA )
KEŞKELER KOLEKSİYONCUSU ( BEYZA HİLAL NUR DİNDAR )
İSLAM'I ANLAMAK ( İSMAİL YAKIT )
TATAR ÇÖLÜ ( DİNO BUZZATİ ) 

YORGUN SAVAŞÇI ( KEMAL TAHİR )

Yorgun Savaşçı yıllardır bitmeyen tartışmaların odağındaki bir roman. Tabii sadece romanı değil, çekildiği halde sansür nedeniyle yakılan filmiyle de öyle. Halbuki bir kitabın yasaklanması, bir filmin yakılması... Bunlar totaliter eğilimlerdir. Doğru değil...

Yorgun Savaşçı, bir neslin adıdır aslında. Çünkü bir nesil 1911 Trablusgrap, 1912-13 Balkan, 1914-18 Birinci Cihan ve nihayetinde 1919-22 arasındaki İstiklal Harbiyle birlikte o cepheden bu cepheye sürüklenmiştir. Bir ülke, aralıksız 11 sene harp etmiştir. Bunlar kolay şeyler değildir. İnsanları sadece bedenen değil, zihnen de yorar; bitirir. Çünkü kimin kahraman kimin hain, neyin doğru, neyin yanlış olduğu belirsizdir.

Kemal Tahir, Yorgun Savaşçı'da 'Cehennem Topçu' Yüzbaşı Cemil karakterini oluşturmuştur. Zaten roman bir 'ben' romanıdır ve tamamen Cemil üzerinden yürür. Cemil, -eski- bir İttihatçı, yeni Kuvvacıdır. Olaylar 1919'un karlı bir şubat gününde İstanbul'da başlar. Cemil, pek çok emsali gibi Balkan Dağlarından, Hicaz çöllerine kadar pek çok cephede dövüşmüştür. İzmir'in işgaliyle birlikte Anadolu'ya geçmiş ve direnişçilere katılmıştır.

Roman tarihi seyre ve kronolojiye uygun olarak ilerler; Atatürk de dahil pek çok tarihi şahsiyet romanda kendisine yer bulur. Nihayetinde Çerkes Ethem'in asi Anzavur'un birliklerini dağıttığı bölüme kadar gider. Roman bir bakıma yarım kalmış gibidir. Devamının gelmesi beklenebilir lakin Kemal Tahir, ömrünün kalan yıllarında başka romanlar yazmasına rağmen Yorgun Savaşçı'ya devam etmemiştir. O halde bitmiş sayabiliriz.

Romanı tartışmaları hale getiren pek çok unsur var. Bunların bir kısmına katılıyor, bir kısmında ise yazarı haklı buluyorum. Özellikle Tarık Buğra'nın Küçük Ağa'sı da aynı dönemi anlatması ve meseleyi farklı yorumlaması bakımından okunmaya değerdir ve bence Yorgun Savaşçı'dan daha başarılıdır.

Cemil karakteri tam bir İttihatçı'dır. Çelişkileriyle, iyi niyeti ama kaybedişleriyle, hayat tarzı ile... Roman hayli yüksek tempoda başlıyor; kendini okutuyor. Cemil'in karısı olacak olan Neriman karakteri ve o dönem İstanbul'u iyi işlenmiş.

Romana dönük temel eleştiri Anadolu'yu yansıtışıdır. Buna göre Anadolu -tıpkı Yaban'daki gibi- coğrafi olarak kıraç, pis, yaşanmaz bir yer iken, Batı Anadolu halkı ağırlıklı olarak korkak, cahil, çıkarcı ve umursamazdır. Ölmekten bıkmışlardır. Rumlara tepki göstermezler hatta Yunan bayraklarını kendileri asarlar. Kim güçlüyse ondan yanadırlar. Esas dertleri mahsul zamanı savaşmak olmayıp, hasadın toplanabilmesidir. Din adamları ekseriyetle teslimiyetçi ve düşmanla işbirlikçidir. İttihatçıları gâvur olarak görürler; Milli Mücadeleye girmekte ayak direrler. Kuvvacı birlikler ise çeteci ve kıyıcıdırlar. Halkı bezdirmişlerdir.

Şahsi fikrim elbette bunların kısmen haklılık payı olabilir lakin çok ağır ithamlardır. Eğer gerçekten böyle olsa idi Milli Mücadelenin başarılı olma şansı yoktu. Mümkün değildi. Sadece Akhisar halkının suçlandığı mevzular bile çok ağırdır; kaldı ki Bursa, Manisa...

Edebi tarafına gelirsek, üç bölümden oluşan roman kendini okutabilen bir eser. Hacmine rağmen öyle...




mehmet yılmaz

EVVELOTEL / SAKLI ( AYFER TUNÇ ) - CAN YAYINLARI
SELÇUKLU'NUN ŞİFRELERİ ( TALHA UĞURLUEL - CANSU CANAN ÖZGEN ) - KRONİK KİTAP
IV. MURAD / ŞARKIN SULTANI ( ABDÜLKADİR ÖZCAN ) - KRONİK KİTAP
2001 - ESKİ TÜRKİYE'NİN SON YILI ( MİRGÜN CABAS ) - CAN YAYINLARI


BAZEN OLMAZ ( ÖZLEM GÜRSES TATAR ) - KRONİK KİTAP

Türkiye'deki futbol, iş ve sanat dünyasından 10 farklı kişi ile yapılmış bir röportajlar dizisi. Röportajların ana konusu 'başarısızlık.' Zira bu insanların hepsi de oldukça başarılı isimler ancak hayatlarında başarısız oldukları anlar da var.

Doğrusu en üst seviye hayatların bile kişisel başarısızlık öyküleri olduğunu görebiliyoruz. Kitap, röportaj tarzını sevenlerin ve özellikle ekonomi ve iş dünyasına merak duyanların hiç şüphe yok ki ilgisini çekecektir. Her söyleşiden bir şeyler öğrendim fakat bu 10 isim arasında hikayesini en dikkatli okuduğum kişi ise bir dönem YDH ile siyasete giren Cem Boyner oldu.


Karabudun


Desiqner

İhyâ-u Ulûmi'd-din (Muhtasar) - İmam Gazzâli

mehmet yılmaz

CEVDET BEY VE OĞULLARI ( ORHAN PAMUK ) 
NAZIM HİKMET VE YERGİ ( TÜRKAN YEŞİLYURT )

BEYAZ KALE ( ORHAN PAMUK )
Beyaz Kale'yi ilk defa 2000 yılında okumuştum. Zihnimde pek de yer edinen bir roman olmamıştı; kitabı beğenmediğimi ve oryantalist bulduğumu hatırlıyorum. Aradan geçen uzun yıllar kitabı değil ama beni değiştirmiş durumda. Çünkü bugün tekrar okuduğum Beyaz Kale için oryantalist demeyeceğim gibi, çok iyi bir postmodern roman diyebilirim. Demek ki, bazı kitapları farklı zamanlarda okumak gerekiyor; beğenilerimiz, dünya görüşümü, kitap kültürümüz değişebiliyor. Zira tam tersi durumlar da yaşanıyor; yıllar önce çok beğendiğim bir romanı tekrar okuyunca, 'bunun nesini beğenmişim?' hissine kapılabiliyorum.

Orhan Pamuk, Beyaz Kale'de 17. yüzyıl İstanbul'una gidiyor. Sunuşta da belirttiği gibi tarihi hadise ve kişileri iç içe geçiren bir anlatımı var, yani tarihi arka planı olan ama tarihi gerçekliği olmayan bir roman. Doğu ile Batı, Doğulu ile Batılı kavramlarını postmodern bir üslupla anlatmış. Sonuçta kim köle, kim Hoca? Niye benim ben?

MALAZGİRT - 1071 ( MUSTAFA ALİCAN )
YOLCULUK ŞİİRLERİ ( HİLMİ YAVUZ ) 
KUVAYİ MİLLİYE ( NAZIM HİKMET )
PUSLU KITALAR ATLASI - ÇİZGİ ROMAN ( İLBAN ERTEM )
ELİA İLE YOLCULUK ( ZÜLFÜ LİVANELİ )

Elia Kazan, ataları Kayserili olan İstanbul doğumlu bir Rum idi. Dört yaşında ABD'ye göç ettiler ve orada sinema tarihinin en büyük senarist ve yönetmenlerinden biri oldu. Aynı zamanda bir yazardı. Kendisini Anadolulu olarak tanımladı. Zülfü Livaneli bu kitabında Elia Kazan ile olan dostluğu üzerinden adeta bir manifesto sunuyor. Kendi fikirlerini de anlatıyor. Kitap benim hoşuma gitti, sevdim. Ancak Elia Kazan, 1910'ların Osmanlı coğrafyası, ABD'deki Mc Charty Dönemi ve cadı avı, Hollywood yıldızları, Gorbaçov, Issık Göl Forumu gibi konularda bilgi sahibi olmak lazım.

HÜZNE SARILMIŞ ÖYKÜLER ( AYŞE YILMAZ )

VATAN DİLİNDE CENGİZ DAĞCI ( İBRAHİM ŞAHİN - SALİM ÇONOĞLU )

Cengiz Dağcı, Kırım Türklerinin sesi olmuş; sadece hayatı bile filmlere taş çıkaracak kadar ilginç bir yazardı. Üstelik çok da değerli bir kalemdi. 2011 yılında vefat eden Dağcı'yla alakalı bağımsız yazı ve makalelerin toplandığı bir kitap Vatan Dilinde Cengiz Dağcı.

Eğer benim gibi sıkı bir Cengiz Dağcı okuruysanız seveceğiniz bir kitap. Çünkü onu ve eserlerini çok farklı açılardan tanıma fırsatı buluyorsunuz. Dağcı ile ilgili bilmediğim pek çok şeyi öğrendim, bildiklerimi hatırladım. Başta Zafer Karatay'ınki olmak üzere çok sayıda değerli yazıyı barındırıyor. Dediğim gibi, Dağcı okurlarına ve onu tanımak isteyenlere tavsiye edilir.

Stoper

Geride kalanların hikayesi..
Umutlu bekleyiş,sefalet,ayrılık,gözyaşı..
Savaşın içinde yaşamda kalma mücadelesi etkileyici bir dille anlatılmış.



Desiqner

Ittihatcilar ve Masonlar - Orhan Koloğlu