Şu An Hangi Kitabı Okuyorsunuz?

Başlatan Clint_Eastwood, 31 Temmuz 2008, 22:05:10

« önceki - sonraki »

ata55

İlber Ortaylı - Gazi Mustafa Kemal Atatürk
SAMSUNSPOR SEN BİZİM HERŞEYİMİZSİN...

5trawberry

Cengiz Aytmatov- Gün Olur Asra Bedel

mehmet yılmaz

Sabahattin Ali - Kırlangıçlar

Sabahattin Ali'nin öldürülmesinin üzerinden 70 sene geçince, 2019 itibarıyla yazarın eserleri teliften düşmüş oldu ve böylece onlarca yayınevi, herhangi bir izin almaksızın onun kitaplarını basmaya başladı. Bu ayrı bir tartışma konusu elbet, ancak Doğan Egmont, onun farklı kitaplarında bulunan 10 hikayesini Kırlangıçlar adıyla kitaplaştırıp basmış. Hepsini daha önce okumuş olsam dahi, tekrar okumak adına bu yeni oluşturulmuş kitabı aldım. İyi de yapmışım...

Kitapta Kırlangıçlar'dan başka, Kamyon, Apartman, Arabalar Beş Kuruşa, Ses, Bir Konfrens, Ayran, Sırça Kökş, Bir Aşk Masalı ve Beyaz Bir Gemi hikayeleri var. Ali'nin çok başarılı bir öykücü olduğunu tekrar etmeye lüzum görmüyorum.

Buradaki Kamyon, Apartman, Arabalar Beş Kuruşa ve Ayran hikayeleri insanı hüzünlendiren ve öte yandan dönemin Anadolu'sundaki koyu fakirliği gözler önüne seren eserler. Etkilenmemek, dahası o şartları hissetmemek elde değil.

***

İmparatorluktan Cumhuriyete - Halil İnalcık

İmparatorluktan Cumhuriyete, rahmetli İnalcık Hoca'nın 10 adet yazısından müteşekkil bir kitap. Bu yazıların büyük bir kısmı Osmanlı dönemini kapsayan akademik makaleler. Birkaç tane bildiri metni var. Son üç yazı ise Atatürk ve Türkiye'nin ilk, Osmanlı'nın son dönemleri ile ilgili.
"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

mehmet yılmaz

Bozkırda Altmışaltı - Mustafa Çiftci - İletişim Yayınları

İsminden de anlaşılacağı üzere mekan Yozgat! Ben ki, bozkır çocuğu değilim, ömrümce Yozgat'ı görmüşlüğüm olmadı. Ancak hikayeler o kadar güzel, anlatım o kadar başarılı ki, bunların eksikliğinin hiçbir önemi kalmıyor.

Bozkırda Altmışaltı, yedi uzun hikayeden müteşekkil bir kitap. Çocukluk ve ilk gençliğini memleketi Yozgat'ta geçirmiş olan Mustafa Çiftçi'nin kaleminden çıkmış ve hepsinde de Yozgat'ın yer bulduğu hikayeler...

Ama öyle leziz, öyle nefis ki... Yanlış anlaşılmasın, Çiftçi, hikayelerinde memleket güzellemesi yapmıyor, cennet Anadolu türküleri söylemiyor. Yörenin insanını olduğunca veriyor; eksiğiyle fazlasıyla... İyisi, kötüsüyle.

İlk hikaye Handan Yeşili... Yozgatlı bir esnaf gencin, kara sevda hikayesi. Dükkanına gelen yeşil gözlü bir genç kıza vurulmasını tahkiye etmiş yazar. Ancak o kadar hoş bir dille yapmış ki bunu, kalbiniz farklı atıyor. Gelgelelim, gülünçlükle hüzün bir arada yer bulabiliyor. Aşk da öyle değil midir aslında, bazen komik bazen mahzun... Şahane bir hikayeydi bence, çok sevdim. Yeşilin bir tonunu daha öğrendim.

İkinci hikayemiz olan Kara Kedi, cami önlerinde satıcılık yapan Yozgatlı bir emminin hikayesi. Belediye başkanının, cami avlusunu ferahlatmak için oradaki köhne dükkanları kaldırma kararı almasıyla başlayan, kokulu mokulu bir hikaye. Dokunaklıydı doğrusu...

Ancak üçüncü hikaye olan Ensesi Sararmış Adamlar, en dokunaklısıydı sanki. Tabii hüzün anlamında. Aslında çocukluk arkadaşı olsalar da yıllarca ayrı düşmüş, iki ihtiyarın Yozgat'ta tekrar bir araya gelmeleri üzerine kurulmuş, çok başarılı bir hikayeydi. Özellikle çay içen, meydanda dolaşan gariban ihtiyarlar paragrafı muhteşemdi...

Dördüncüsü olan Ankara'daki Evlatlar, taşra olan Yozgat için Ankara'nın manasını, küçük yerde okuyan çocukların ailelerini gururlandırmasını işleyen bir hikayeydi. Bir de dinmek bilmeyen, yıllar sonra ansızın ortaya çıkıveren bir gönül yangını...

Bir İğne Bir Kuyu yine esnaf olan bir Yozgatlı babanın ki, terzidir kendisi, oğlunu evlendirme çabasını merkezde tutan bir hikayeydi. En iyimserlerden biriydi diyebilirim.

Elif, Tina, Tolga ise ilk hikaye olan Handan Yeşili gibi bir aşk öyküsüydü. Tolga adlı gencin, ilkokulda aşık olduğu ve ömrünce bir daha hiç görmediği Elif'i hayatından bir türlü çıkaramamasını konu eden, son derece güzel bir anlatıma sahip, 'incecikten bir kar yağdırıp, Elif diye tozduran' bir hikayeydi. Ne de güzel anlatmış Mustafa Çiftçi. Türkiye sosyolojisine, oryantalizme falan da girmiş hikayede. Unutulmayan Elif imgesi vardı. Kitaplar ve türküler metaforu fevkaladeydi. Ben çok sevdim...

Piç Sevi ise Yozgatlı bir gencin futbolcu olma şansı üzerine yazılmış bir hikayeydi. Taşra dolu bir hikaye...

Özetle, şahane bir hikaye kitabıydı.

Demem o ki, Pilavdan sonra tatlı, ne güzel yazmış Yozgatlı!
"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

mehmet yılmaz

19 Haziran 2019, 17:35:17 #994 Son düzenlenme: 23 Haziran 2019, 11:21:23 mehmet yýlmaz
Ayfer Tunç - Suzan Defter

Bir kitap okumak bazen bizzat hayatın kendisine benzer. Birini sevmeye, bir tercih yapmaya, kaderini yaşamaya...

Suzan Defter'i 2016 yılında okumuştum aslında. Ayfer Tunç okumaya yeni başlamıştım ve sanırım dördüncü kitabıydı. Ancak diğerlerinin aksine bu, bende yer etmemişti. Hakkında yorum bile yazmamıştım. Çift sayfalı anlatımı nedeniyle biraz da sıkılmış olmalıydım.

Sonra aradan üç yıl geçti. Dahası benim o üç yıl önceki hayatım tepetaklak oldu. Çok şey değişti, ben değiştim. Bu arada Tunç'un neredeyse bütün kitaplarını okuyup, sıkı bir okuruna dönüştüm.

Suzan Defter'i tekrar okumasaymışım meğer ne büyük bir hata yapacakmışım! İlk okumamda bende bir iz bırakmayan bu kitap, şimdiki okumamda içimi yaktı. Üstelik edebi değerinin de çok yüksek olduğunu söylemem lazım.

Tunç değişik bir tarz denemiş ki, benzerini Aşıklar Delidir'de de yapmıştı. Burada biri kadın, biri erkek iki karakterin notlarını, yan yana sayfalar üzerinden vermiş. Yaklaşık on gün boyunca aynı evde, karşılıklı oturup dertleşecek olan iki insan; avukat Ekmel Bey ile Derya. Ancak Derya, eser boyunca kendisini ağabeyinin eski sevgilisi ve kendisinin de arkadaşı olan Suzan'ın yerine koyuyor. Suzan Defter adı da buradan geliyor.

Kitabı okurken çoğu zaman fonda Suzan Suzi türküsünü dinlediğimi de belirtmem lazım.
"Köprü altı kapkara, Suzan gel beni ara, Saçlarıma kumlar doldu/ Tarak getir de tara..."

Tunç, Suzan Defter'de yine edebiyatın dibine vurmuş. Şahane ruh tasvirleri, aşk öyküleri, insan hikayeleri ve tabii şehir. Ayfer Tunç bir şehir insanı anlatıcısıdır zira...

İlk baskısında Taş, Kağıt, Makas kitabının içinde bir uzun hikaye olarak basılan Suzan Defter, doğru bir tercihle birlikte bağımsız bir roman olarak basılmış. İyi yapılmış, çünkü bunu hak eden bir eser.

Daha evvel de yazmıştım. Bence Ayfer Tunç, Türk edebiyatının yaşayan en başarılı kadın romancısıdır. İyi ki yazmıştır, iyi ki yaşamıştır; hem zaten yaşamak bir iz bırakmak değil midir yeryüzünde?

Hele şu ayrılık alıntısı yok mudur?
"Ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar."

Kucağında bir korla yıllardır yananlar, hatta yandığını anlamadan yananlar çok severler bu hikayeyi. Hem belki onlar da Suzan gibi, geçip giden yılların ardından gözlerini tavana dikmiş, maziyi anıyorlardır ve hala seviyorlardır.

Kim bilir?

"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

Karabudun

HAYVANLARDAN TANRILARA SAPİENS / Yuval Noah Hararı

İlk baskı yılı 2015 gibi yakın bir tarih olmasına rağmen en çok okunanlar arasına girmeyi başarmış sarsıcı ve ufuk açıcı bir eser. Şiddetle öneririm.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.