22 Eylül 2019, 09:17:46

Samsunspor'umuzun maçlarını 10 TL karşılığında internet ve akıllı tv üzerinden canlı izleyebileceksiniz.
Samsunspor TV: http://canli.samsunspor.org.tr


Şu An Hangi Kitabı Okuyorsunuz?

Başlatan Clint_Eastwood, 31 Temmuz 2008, 22:05:10

« önceki - sonraki »

mehmet yılmaz

Nazan Bekiroğlu - Mücella

'Nazlıgül' dedi. Bu kadar çok okuyorsun. Korkarım bir gün yazmaktan başka işin senin kızım. Yazar olacaksın. O zaman, beni yazarsın. Şu Mücella teyzenin solan gülünü, gün görmediğini, içinde yazmaya değer bir şey olmayan kayda değmez ömrünü.'

Kitabın sonlarına doğru Mücella kendi hikayesinden böyle bahsediyordu. Aslında haksız sayılmazdı. Çünkü Mücella'da sıra dışı birisi yok. Hayatı da öyle sıra dışı değil. Ama sanırım belki de bu romanı okunur kılan şeylerden birisi de bu olsa gerek; fazlasıyla bizden.
Yazarların kaderidir; eserleri başka eserleriyle kıyaslanır. Nazan Bekiroğlu için de bu durum esas teşkil ediyor ve romandaki kıyaslamalar hep Nar Ağacı üzerinden yapılıyor. Evet, ben de Nar Ağacı'nı çok sevmiştim. Mücella'da ise aynı aksiyon ve aynı merak tahriki yok. Çünkü çok daha vasati bir hayat anlatılıyor. Karadenizli bir kadının ömrü hayatına sığdırdığı, bizden bir hayat.

Mücella'nın ( ya da Mücella Teyzemizin ) hiç evlenemeyişine ve uçup giden gençliğine elbette üzülüyoruz. Ama bence romanın en hüzünlü ve en yürek yakıcı anları sonlara doğru karşımıza çıkan Güzide'nin hikayesinde saklı. Yazar burada çok gerçekçi davranmış Tıpkı kısmen benzer bir durum olan Rengin'in hikayesinde yaptığı gibi. Maalesef hayat zaman zaman acıları ve geri dönülmez hataları da beraberinde getiriyor.

Romandaki aksiyon hızı düşük demiştim ama tabiri caizse Nazan Hoca, edebiyatın dibine vurmuş. Çünkü yardımcı karakterlerden, tasvirlere, hayal dünyalarından, teşbihlere kadar pek çok konuda kalemini konuşturmuş.

Demem o ki, Nazan Bekiroğlu Mücella'da sıradan bir hayatın bir romana nasıl konu edileceğini göstermiş. Ama nasıl diyeyim? Doğal olarak biraz durağan ve daha çok kadınlara hitap eden bir tarz da oluşturmuş. 

"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

Duško Milinković

Selanik'ten Samsun'a mübadiller Büyükşehir belediye yayınları. ..

mehmet yılmaz

Kemal Karpat - Cemal Karpat / Acıyı Bal Eylemek

Acıyı Bal Eylemek, ünlü tarihçi Kemal Karpat ile kardeşi Cemal Karpat'ın anılarından oluşuyor. Romanya Türklerinden olan Karpat kardeşlerin özel hikayesinde Dobruca/Köstence Türklerinin yaşadıklarını da görebiliyoruz. O yöreye çok ilgi duyan birisi olarak kitap benim çok hoşuma gitti ve kısa bir sürede de bitti.

İlber Ortaylı - Yakın Tarihin Gerçekleri

İlber Ortaylı'nın 2013 yılında yayımlanmış olan kitabı Yakın Tarihin Gerçekleri isminden de anlaşılacağı üzere Türkiye'nin son yüz yılına ışık tutuyor. Bazen köşe yazılarının derlendiği bazense röportaj şeklinde yazıların olduğu bir kitap Ayrıca kitabın ilk bölümü Türkiye'nin son yüz yılına bakarken, nispeten daha kısa olan ikinci bölümde Ortadoğu Tarihi, üçüncü bölümde ise İstanbul üzerine fikirler yer alıyor. Hocanın akademisyen kimliğine ve engin bilgisine uygun cümlelerle karşılaşıyoruz. Ortaylı okurları için ideal bir kitap...

"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

Karabudun

İNCOGNİTO / David Eagleman

Popüler bilim dizisinde yayımlanan kitap pek çok ciddi kurum ve sanatçı tarafından geçtiğimiz senenin en etkileyici kitabı olarak gösterildi. Nörobilimi bizim gibi konuya vakıf olmayan insanların anlayabileceği kıvamda sunan, beynin nasıl çalıştığını basit bir şekilde anlatan hayli ilginç bilgilerle bezenmiş bir kitap. Hakkında yapılan yorumların hakkını veriyor, okunmasını öneririm.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.

mehmet yılmaz

Ahmet Ümit - Elveda Güzel Vatanım

Elveda Güzel Vatanım yaklaşık bir haftada bitti. Biraz uzun sürdü ama bu kitaptan çok benim meşguliyetimden kaynaklandı. Evet, kitap da hacimli. Fakat o döneme ilgi duyan benim gibi okurlar için asla sıkıcı değil.

Romanda 1908-1926 yılları arasında yaşananlar Şehsuvar Sami adlı bir İttihatçının gözünden anlatılıyor. Şehsuvar'ın gençlik aşkı Ester'e yazdığı mektuplardan oluşan roman bir bakıma İttihatçıların ve memleketin hikayesini de içinde barındırıyor. Başta Talat ve Enver Paşalar olmak üzere dönemin pek çok ünlü şahsiyeti hayali kahramanların da yer aldığı romanda karşımıza çıkmakta. Roman bölümleri sıkılmadan okunuyor. Klasik bir tarihi roman olmasının yanında Ahmet Ümit tarzı diyebileceğimiz cinayet ve sürpriz son gibi durumlar da var.

Bazı bölümlerde kısmi bir tarih dersine dönüşüyor olsa da tarihi vakalar romana iyi yedirilmiş diyebilirim. Elveda Güzel Vatanım'da kendini bir ideale adamış, bir neslin hikayesini bulabilirsiniz. Belki de kayıp bir neslin!
"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

ondestan_11

1992 Turgut Çeviker Çarşamba kitabı
Eskiden MahaLLe MasaLıydık..
Şimdi ÇARŞAMBA Efsanesi..
OnDeSTaN GeNçLiK..
1109

Karabudun

İlyada - Homeros

Batı edebiyatının başlangıcı olan iki destandan ilki. Antik Yunan ve mitolojiye ilgisi olanlar için amen çizgisi.
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.

mehmet yılmaz

İdmancı Ruhlar - Mehmet Yüce - İletişim Yayınları

İlki Osmanlı Melekleri adını taşıyan titiz bir çalışmanın ikinci kitabı. Mehmet Yüce, Türk futbol tarihini kaleme alırken uzun yıllara dayanan çok yorucu bir çalışmaya imzasını atmış. Burada 1923-1952 yılları arasında başta İstanbul Ligi maçları ve takımları olmak üzere, Milli Takımın ve yine Ankara, Bursa, İzmir, Samsun, Trabzon, Eskişehir, Adana gibi vilayetlerin liglerinden de haber ve sonuçlar yer alıyor. Yazarın Muhayyel Kahramanlar adıyla eski futbolcuları konuşturması ve onları çok sevip, benimsemiş olması da oldukça zarif bir durumdu.

Ayrıca kitabın Samsun futboluna dair de yönleri vardı. Mesela bırakın Samsun'u Türkiye Cumhuriyetindeki ilk uluslar arası maçlardan ikisi Samsun'da oynanmış. 1924 yılındaki bu maçlarda Samsun muhteliti ( karması ), Samsun'a gelen Hollandalı Gemici Efradı ile iki maç yapmış ve her ikisini de kazanmışız. Kitapta bölüm aralarında eski Samsunspor -ki Samsun Spor olarak zikrediliyor, bilgiler var. Samsun bölgesindeki maçlar, Bafra'nın Türkiye Amatör ligler şampiyonluğu gibi bilgiler de var.
"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

eprianu

Mustafa Soykök, Muhafaza-kâr kesimin düşünce sistemi ve algılarında meydana gelen değişimi, verilen tavizleri anlatıyor, olması gerekenleri belirtiyor.

AlıntıDindarlık; mübarek gecelerde kandil-sahur-iftar özel programlarıyla ekrana kilitlenmekten, sabaha kadar camide oyalanıp mevlit/kaside dinlemekten, afili cümlelerle şekilli, güzel tebrik mesajları yollamaktan, cennete sokup çıkarıp tekrar cennete sokan bol beğenili vaazlarla cûş u hurûş eylemekten ibaret değildir Kardeşim!

Dindarlık; kaliteli secdelerle Allah'a yaklaşmaktır. Cehennem ve kabir azabını düşündükçe korkudan tir tir titremektir. Dindarlık; faizden ve her türlü haram kazançtan uzak durmak, sömürmeye ve sömürülmeye karşı çıkmaktır. Ümmeti dert edinmek, İslam Birliği'nin hayalini kurmaktır. Dindarlık; bir yetimin başını okşamak, bir çocuğu sevindirmek, bir hastayı ziyaret etmektir. Dindarlık; mal/mülk/makam/mevki sahibi olmakla gönül sahibi olmak arasında tercih yapması gerektiğinde gönlü tercih etmektir. Ensar olmak, muhacir olmak, mücahit olmak, bir iyilik hareketinde aktif olarak görev almaktır. Hayatı Mevla'nın hakkı ve hatırı için yaşamak, son nefesine kadar esas duruşunu bozmamaktır.


Müslüman, Türk, Samsunsporlu...

mehmet yılmaz

Aliya İzetbegovic - Köle Olmayacağız

Rahmetli Aliya İzzetbegoviç, fikirleri, demokratlığı, bilgeliği ve gerçek dindarlığı ile çok büyük saygı duyduğum, hatta açık söyleyeyim hayranlık beslediğim bir liderdir. Onun birbirinden değerli eserleri Türkçeye çevrildi ve ben de daha önce bazılarını okumuştum. Son olarak Türkiye'de 'Köle Olmayacağız' adıyla neşredilen eserini okuma fırsatı buldum. Aslında hiç tarzım değildir ama müsaadenizle bu sefer bütün sözleri onun kitabından alıntılarla sürdüreceğim. O yüzden buna bir ışığı yansıtma çabası diyelim. Buyurunuz;

- Bosna'nın Sırp olduğunu söyleyenler ve onun Hırvat olduğunu ifade edenler vardı. Ancak -maalesef- aynı saldırganlıkla, Bosna'nın sadece Müslüman olduğunu söyleyenler de vardır. Bu üç iddiayı da biz aynı kararlılıkla reddediyoruz.

- Biz zulümlerin sadece ve sadece zalimlerin filli olduğuna inanlardanız ve ilan ediyoruz ki biz bu zulümler için Sırp halkını suçlamıyoruz. Zulüm için zalimlerden başkası hesap verecek değildir.

- Dedelerimiz, insanlar arasındaki bağlar güçlensin diye köprüler inşa ediyorlardı. Bu köprüler ise kargaşa ve zulüm yıllarında bizim yok edilişimizin yerleri oldu. Onlar üzerinde akrabalarımız öldürüldüler. Biz onları unutmamak zorundayız. Fakat biz, bu köprüleri yapan asil kimselerin torunları olduğumuzu da unutmamalıyız.

- Büyük Allah'a yemin ederiz ki köle olmayacağız!

- Tarih, hayatın öğretmenidir.

- Bu normal bir savaş değil, Sırbistan'ın başlattığı işgal normal bir işgal de değildir. Bu, sivil halka ve onun dini, milli ve kültürel değerlerine karşı bir soykırımdır.

- Hakikaten o gün şehrin tümünde silah sesleri patlamaktaydı. Her tarafa bombalar düşüyordu. O zaman bir evden bir bayan bağırmaya başladı: 'Başkanım korkmuyor musunuz?' Dedim ki, 'tabii korkuyorum.' Açıkça benim cevabıma şaşırdı. Dedim ki, 'ben normal bir insanım ve korkarım.' Şimdi cesaret hakkında da bir şeyler söylemek istiyorum. Asla korkmadıklarını söyleyen insanlar yalan söylerler. Eğer öyle insanlar varsa onlar normal insan değiller. Bizler ise normal insanlardan oluşan askerleriz.

- Avrupa'nın ilk şoku şu idi; Küçük bir halk direndi. Burada Bosna Hersek halkı demek zorundayım. Bu sadece Boşnak halkı değildi. Ordumuzda bizimle birlikte savaşan önemli sayıda Sırp ve Hırvat vardır ve ben bunu burada söylemek istiyorum.  İkinci şoku Avrupa bir müddet sonra yaşadı. Eğer bir kimse ibadethaneleri, köprüleri, kültür abidelerini yıkacak, kadın ve çocukları öldürecekse Avrupa bunu Boşnaklardan beklerdi. Biz bunları yapmadık. Bunu Avrupa hiçbir şekilde açıklayamamaktadır. Bu sebeple diyebilirim ki bir yere gittiğimde çifte şeref duymaktayım.

- Açıkça ifade edeyim ki: ben burada İslam Cumhuriyeti istiyor değilim ancak kimilerinin hoşuna gitse de gitmese de, İslam'ın bu topraklarda hayatta kalmasını istiyorum.

- Biz başkasının dinine, milliyetine, siyasi görüşüne saygı gösterdiğimiz ve bu zamanlarda demokrat kalmaya, daha doğrusu adam gibi olmaya çalıştığımız için muzaffer olacağız.

- Halkımız cami eşiklerini yıkmıyorsa da dindardır ve bunu çok iyi biliyoruz. Onun bazı kutsallarına dokunmayın. Biz subaya camiye gidip gitmediğini ya da oruç tutup tutmadığını sormayacağız. Ondan istediğimiz dürüstçe savaşmasıdır ve neye inanıyorsa inansın. Kendisi bilir ancak Allah'a küfür edemez!

- UNPROFOR kapsamında Türk askeri de gelecektir bize. Bu konuda da çok direnç gösterdiler. Türkler buradan yüz seneden de fazla süre evvel gittiler. Ancak Türk askeri buraya gelecek ve herhangi bir parmak kaldırmak değil, dürüst bir şekilde hizmet edeceklerine inanıyorum. Onlar iyi askerdir. BM askeri olarak görevlerini dürüstçe yapacaklardır.

- Bana yaptıkları bir şeyi istersem affetme hakkına sahibim. Ancak kadınlarımıza ve çocuklarımıza yaptıklarını asla affetmeyeceğiz!

- Gerçekten halkımız çok acı çekti. Ve dünya ülkelerine giderken bu sebepten dolayı acı hissediyorum. Ama utanarak gitmiyorum. Birinin bana 'ne yaptınız orada?' diye sorması beni korkutamaz. Çünkü biz ibadethaneleri yıkmadık, kadınlara ve çocuklara kötülük etmedik.

- Bu savaş iki ordunun yaptığı klasik bir savaş değildir. Bu, o zamana kadar görülmemiş kültürel ve dini eserlerin yıkımıyla beraber bir ordunun sivillere karşı bir savaşıydı.

- Bizim Bosna dediğimiz şey Balkanlarda sadece bir toprak parçası değildir. Çoğumuz için Bosna sadece vatan değil, o bir fikirdi. Farklı din, farklı millet ve kültür geleneklerine sahip insanların bir arada ve beraber yaşayabileceğinin inancıdır.

- Biz Doğuda olsun Batıda olsun iyi olan her şeye açık olarak kendi İslami kimliğimizi koruyoruz.

- Bosna, İslam dünyasının Batıya doğru son, Batıdan Doğu'ya karşı ise ilk kapısıdır. Burası, iyi insanların yaşadığı güzel bir ülkedir.

- Bir din olarak İslam tabiata dönük, Kur'an ise gözlem ruhuyla dolu bir kitaptır. Dini bir kitap için biraz alışılmışın dışında olan ve 'bakınız, gözlemeyiniz yolculuk yapınız' gibi Kuran'ın çağrılarını hatırlatırım. Bu çağrılara başkaları uydu. Biz Müslümanlar ise uymadık.

- İlk soru şudur; bizim İslam dünyamız sanki takvim ve saat yokmuş gibi dakik değildir. İbadetin bile zamana bağlı olduğu ve her şeyin saat ve dakikada tasvir edildiği bir dünyada bu nasıl olabildi? İkinci soru; şehirlerimiz kirlidir. Temizliğin imandan sayıldığı ve ibadetin organik, ayrılmaz bir parçası olduğu bu Müslüman dünyasında bu durum nasıl meydana geldi?

- Saraybosna, farklı din, millet ve kültür sahibi insanların beraber yaşayabileceğinin şahididir. Bunun için tek şart vardır; insan olmak! İnsan olmayanlar bunu yapamaz.

- Bosna'da medya sansürü yok. Asla bir yayın yasaklanmamış. Herhangi bir gazeteci yazdıkları sebebiyle takibata uğramamıştır. Buna karşın bizim sağ ve sol tarafımızda yani Sırbistan ve Hırvatistan'da tek ırk, tek din ve tek parti konseptiyle gurur duyan küçük faşizmler vardır.

- Şahsen kendimi hem Müslüman hem de Avrupalı hissediyorum.

- Gerçek vatanseverlik başkalarının değil kendimizin fedakârlığıdır.

"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

sinan tzn

Mehmet Bey Aliya'nın İslam Deklerasyonu kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Burak

Futbol Asla Sadece Futbol Değildir , Futbolun Şifreleri ve Ajax Hollandalılar ve Savaş Kitaplarını peşpeşe bitirdim. Uzun zamandır gerek iş yoğunluğu gerek sınavlar vs derken okumaya fırsatım olmuyordu. Alıp alıp okumadığım kitapları geriye dönüp bitirme zamanı :) Bu üç kitapta anlaşılacağı üzere Futbol Üzerine Futbolun Şifreleri Stefan Szymanski ve Simon Kuper 'in ortak yazdığı diğerleri ise Simon Kuper'in yazdığı kitaplar. Futbolu takip eden insanların futbolun basit bir oyun olmadığını gerçekte etrafta ne olup ne bittiğini görmesi açısından ufuk açıcı kitaplar olduğunu düşünüyorum. Özellikle Ajax Hollandalılar ve Savaş özellikle 2.Dünya Savaşına ilişkin önemli bilgilerde içermekte. Şu anda Adolf Hitler'in Kavgam Kitabını okumaktayım 9 sene önce başlayıp 1.cildi bitirmek üzereyken bırakmıştım 299.sayfaya bir çentik atmışım :) Sıfırdan tekrar okumaya başladım. Sıraya Das Kapital 'i koymak isterim ama onu okumak okuyupta anlamak herkesin harcı değil iktisat mezunu olmama rağmen ve günümüzden seneler öncesi ekonomik bilgileri içermesine rağmen çok zor bir kitap 10 senedir arşivimde beklemekte 3 cilt inşallah bir gün onu da okuyabilirim. Bu arada önerileri için Mehmet Yılmaz'a teşekkürler
BENİM İÇİN HER YER SAMSUN DEĞİL SADECE SAMSUN!!!
Burası Her Yer Değil Şehr-i Samsun

Desiqner

Kadir Mısıroğlu'nun Bir Mazlum Padişah serisinden 2.Abdülhamid'i okudum.Yaklaşık 700 sayfalık dolu dolu Cennetmekan Abdülhamid Han'ı her yönüyle anlamak isteyenler için kaynak eser.

Şimdi okuduğum ise Siyonizm ve Türkiye . Yazarı Doç. Dr. Yaşar KUTLUAY.
Kitap İsrail'in kurucusu olan Dr.Teodor Herzl'in yaklaşık 10 bin sayfa olduğu düşünülen hatıratlarından Osmanlı ve Abdülhamid ekseninde geçen notların çevirisi ve yorumlanması üzerine...
Bitirip yorumlamak nasip olur inşaAllah...
Kırmızı-Beyaz !

mehmet yılmaz

Amin Maalouf - Tanios Kayası

Maalouf, bu sefer de köklerinin olduğu coğrafyayı anlatmış. Ancak bu kez kahramanlar hristiyan Araplar. Açıkçası okurken bazen sıkıldığım yerler oldu. Asla bir Semerkant değilse de tipik bir Maalouf romanı.
"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."

mehmet yılmaz

Ahmet Ümit / Patasana

Patasana Ahmet Ümit'in ilk eserlerinden birisi. Gaziantep yakınlarındaki bir kazı alanında, Hititler döneminden kalan Patasana tabletlerini bulan bir arkeolog grubunun etrafında gelişen olayları anlatan roman hayli sürükleyici. Yörenin yaklaşık 3000 yıllık mazisini merkeze alan yazar, insanoğlunun hiç değişmeyen hırslarını, şiddet eğilimini ve zalimliğini ele almış.


Son Ada / Zülfü Livaneli

Son Ada aslında bir ikaz romanı... Dünyanın her yerinde bütün diktatörlerin, bütün totaliter rejimlerin aynı olduklarını bir ada, ada sakinleri ve adaya yerleşmeye karar veren cuntacı bir diktatör üzerinden anlatıyor. Livaneli'nin temel hikayesi Orwell'ın Hayvan Çiftliği'ni anımsatıyor. Hikayenin mesajı da öyle. 2008'de yazılan bu roman maalesef gözlerimizin önünde cereyan eden pek çok şeyi bize hatırlatıyor.

Zülfü Livaneli / Serenad

II. Dünya Savaşının getirdiği acılar önce Cengiz Aytmatov ve Cengiz Dağcı romanlarıyla girmişti hayatıma. Sonra da ilgi alanlarımdan biri oldu. Bu nedenle Kırım Türklerinin durumu, burada Mavi Alay denilen Türkistan Lejyonu ve tabii başta Yahudiler olmak üzere pek çok halkın yaşadığı acılar, Nazi vahşeti, Stalin zulmü...

Livaneli, Serenad'da adeta insanlığa bir saygı duruşunda bulunmuş. Roman bir şaheser değilse de hayli etkileyici idi. Zaten iki gün içinde bitirdim. Max ve Nadia'nın tabii Ayşe ile Mari'nin... Bütün o insanların acıları bir dağ gibi çöktü yüreğime. Ayrıca Hitler'in Almanya'yı felakete götürme süreci bana ülkemi de hatırlattı. Endişelendirdi.

Evet, hiç bir iktidar masum değildir.


"Kırmızı, Beyaz, Kara Sevda..."