18 Kasım 2019, 11:11:17

Samsunspor'umuzun maçlarını 10 TL karşılığında internet ve akıllı tv üzerinden canlı izleyebileceksiniz.
Samsunspor TV: http://canli.samsunspor.org.tr


Bir Gün - Mehmet YILMAZ - Roza Yayınevi

Başlatan mehmet yılmaz, 18 Ocak 2012, 21:09:49

« önceki - sonraki »

mehmet yılmaz

Bir Gün

O gizli sevdayı diyemez dilin
Yüreğin aklına hep dargın olur
Otobüs giderken sallanır elin
Yaz mevsimi sana bir sürgün olur

Beklersin gönülden dua ederek
Yalnız onun için atarken yürek
Tükenmez daha da artar giderek
İçine sığmayan aşk, vurgun olur

Kavuşamamaktır aşk denen hülya
Unuttum deyip de, söz verdin güya
Onun yokluğunda dönünce dünya
Yüreğin yaslarda ve kırgın olur

Tarifi var mıdır, çektiğin derdin
Ömrünü sen onun emrine verdin
Bir daha doğsaydın, yine severdin
Mutluluk dediğin tek, "bir gün" olur...


usare

Abi kitabı bir solukta okudum. Yazmakta geç kaldım biraz ama.
Okuyanın kendinden birşeyler bulabileceği bir kitap. Hikaye çok akıcı, dil sade. E öyle de olunca bi solukta bitiyor. Ama burada kalmamalı abi...
Eline, yüreğine sağlık...

sosaka

Kitap gerçekten çok güzel. Bir solukta okunuyor. Farkında olmadan sonuna doğru gayri ihtiyarı gözlerden yaşlar süzülüyor.  Hani filmi yapılsa sağlam gişe yapar.
Giresundan yola çıktıktan sonra o bolaman virajlarının etkisi midir nedir biraz yavaşlasada bolamanı geçtikten sonra hikaye alıp götürüyor birden. Bir anda bende kendimi o hikayenin içinde buldum. Sanki otogardan karşıya koşup bende o otobüse el salladım.
Gerçekten sadece Samsun'u bilenlerin değil, herkesin kendinden birşeyler bulabileceği bir kitap.
eline, yüreğine sağlık
Abi senden daha nice güzel hikayeler bekliyoruz

vagus

Sadece aşk veya sevginin tasfiri değil, ramazan ayında atom yemeyi özleten, çarşamba köprüsünün üzerinden geçerken yeşilırmağın kokusunu hissettiren bir kitap olmuş. Samsun adına bir kazanç olarak görüyor ve devamını bekliyorum. Eline emeğine sağlık.

mehmet yılmaz

Alıntı yapılan: vagus - 10 Nisan 2012, 11:59:49
Sadece aşk veya sevginin tasfiri değil, ramazan ayında atom yemeyi özleten, çarşamba köprüsünün üzerinden geçerken yeşilırmağın kokusunu hissettiren bir kitap olmuş. Samsun adına bir kazanç olarak görüyor ve devamını bekliyorum. Eline emeğine sağlık.


Bu açıdan bakılması da beni mutlu etti çünkü ben de o açıdan baktım biraz da.. Teşekkürler..

ondestan_11

"Çarşamba'yı sel aldığından bu yana, eller mi almıştı" Samsun'da sevdaları?
ne güzel söz...
bu kitabı bulacağım.. merak ettim.. eminimki okurken kendimizden bir şeyler bulacağız


hakan55

Bende kitabı yeni alabildim bir solukta bitirdim.Mehmet abi eline koluna beynine sağlık.Hele kitabın başlarında yavuzun aşk konusunda düşünceleri mektubunda sözleri harika.Nitekim kitabın yine başlarında benim ismimin geçmesi ve çok iyi bir samsunsporlu olarak geçmesi çok heycanlandırdı beni.  :) :)

samsunmania

Mehmet harika bir kitap.Tertemiz bir aşkın hikayesi. Düşüncelerimi seninle paylaştım;henüz okuyamayan arkadaşlara tavsiye ederim.

mehmet yılmaz

Alıntı yapılan: hakan55 - 08 Mayıs 2012, 22:14:36
Bende kitabı yeni alabildim bir solukta bitirdim.Mehmet abi eline koluna beynine sağlık.Hele kitabın başlarında yavuzun aşk konusunda düşünceleri mektubunda sözleri harika.Nitekim kitabın yine başlarında benim ismimin geçmesi ve çok iyi bir samsunsporlu olarak geçmesi çok heycanlandırdı beni.  :) :)


Serkan, kitaptaki Hakan ismini Serkan yap abi diye çok ısrar etmişti :) Sonuçta Serkan, Hakan, Ahmet, Mehmet değişmez. Aslolan bu şehirdeki Samsunsporluluk gerçeğidir. Kitapta benim bakış açımdan aşkı anlatmaya çalıştım. Şüphesiz pek çok tarifi, tanımı vardır ma güzel bir aşkı anlatmayı amaçladım orada, sanırım az da olsa becerebilmişim.


Alıntı yapılan: samsunmania - 08 Mayıs 2012, 22:31:36
Mehmet harika bir kitap.Tertemiz bir aşkın hikayesi. Düşüncelerimi seninle paylaştım;henüz okuyamayan arkadaşlara tavsiye ederim.


Teşekkürler abi ;) Beğenmiş olmana sevindim. Demek ki güzel birşeyler yapabilmişiz hasbelkader...

mehmet yılmaz

Bu arada Haberexen Dergisinin Mayıs 2012 sayısında kitapla ilgili bendenizle yapılmış olan bir söyleşi yer alıyor.

Alıntı

Bir Samsun Hikâyesi; Bir Gün...



Daha önce Samsunspor kitabıyla ve futbol yazılarıyla tanıdığımız eğitimci-yazar Mehmet Yılmaz, şubat ayında yeni bir kitapla çıktı okurlarının karşısına. Ancak bu defa konu futbol değildi; 1999 yılında Samsun'da yaşanan bir aşkın merkezinde gelişen bir uzun hikâye... Yılmaz'la Roza Yayınları'ndan çıkan 'Bir Gün' adlı kitabı üzerine konuştuk...

Bu eseri ne zaman yazmıştınız?

Büyük bir kısmını 2003 yılında yazmıştım. O zaman Sinop'un Durağan ilçesinde çalışıyordum. Samsun hasreti, gurbetteki her Samsunlu gibi benim de içimde bir kordu. Sonrasındaki 8-9 yıl boyunca bir bakıma dinlendirdim eseri. Tekrar okumalar yaptım. O süreçte hem benim edebi beğenilerim değişti, gelişti hem de hikâyeye bakışımda bir farklılık oluştu. 

Sizi hep Samsunspor ve futbol yazılarıyla tanıyanlar için bir sürpriz oldu bu kitap...

Doğrudur... Ancak benim hayatım futboldan ibaret değil. Öğretmenim; bunun yanında çok uzun yıllardır, askerlik dönemi de dahil çokça okuyan bir insanım. Edebiyata ilgim her daim vardı. Hatta futbola çok fazla vakit ayırdığımı düşünüp, yeteneklerimi körelttiğime inanan çok sayıda arkadaşım da vardı. Hülasa, pek çok kişi için sürpriz sayılabilir belki ama kendi adıma sürpriz değil, geç bile kalmış bir hamle idi. 

Örnek aldığınız yazarlar kimlerdir?

Romancı olarak en başta gelen isim Cengiz Aytmatov'dur... Onu istisna tutmuşumdur her daim. Yine roman ve hikâyeci olarak Tarık Buğra, Peyami Safa, Mustafa Kutlu, Ömer Seyfeddin, Cengiz Dağcı ilk anda aklıma gelen isimler... 

İyi bir Samsunsporlu ve Samsunlusunuz. Bu eserinizde de Samsun'dan kopamamışsınız. Niçin Samsun'da geçiyor öykünüz?

İlk eserleri her yazar için otobiyografik çizgiler taşır; bunda da durum böyle. Çok sevdiğim ve yaşadığım Samsun'dan kopmam mümkün olmadı. Zaten bence böylesi bir sevda hikâyesi İstanbul'da değil olsa olsa taşrada yaşanabilirdi. Temrin Dergisinde Hatice Eğilmez Kaya'nın çok güzel tespit ettiği gibi, "Yaşanan her duygu gibi aşk da oluştuğu şehrin özelliklerini yapısına nakşeder." Bu nedenle bence bu hikâye -illa da Samsun'da- geçen bir sevda hikâyesidir. 1999 yazının Samsun'unu geziyoruz aslında Yavuz ve Tuğçe ile birlikte. Bir de Samsun'un Türk edebiyatında Akın Üner'in Çalı Harmanı ile Zerrin Koç'un Islak Kentin İnsanları kitapları dışında çok fazla yer bulamamış olması da etkiliydi tabii bu yer seçiminde. Okurların 'bildiğimiz mekânlar' tepkileri de gayet güzeldi. Hakikaten de bildiğimiz mekânlar; Atakum Eğitim Fakültesi, Gençlik Parkı, Meydan, Mecidiye, Çiftlik, eski otogar, Doğu Park, Bulvar... Bir de şunu ilave edeyim; Samsun benim memleketim. Şehirlerin gelenekleri, ruhları vardır ve içinde yaşayanları derinden etkiler. Benim karakterimi, hayat görüşümü şekillendiren unsurlardan birisi de Samsunluluğumdur. Bu anlamda şehrime karşı bir borcum olduğuna inandım hep. Kafamda bir üçleme vardı; bunlardan birincisi büyük bir aşkla bağlı olduğum Samsunspor'a dair bir kitap hazırlamaktı. İkincisi Samsun'da geçen bir hikâye/roman yazmaktı. Çok şükür bu ikisini gerçekleştirdim. Şimdi üçlemenin son ayağı olarak tıpkı Tanpınar'ın Beş Şehir'i ya da A. Turan Alkan'ın Sivas'ı anlattığı Altıncı Şehir'i gibi bir Samsun denemeleri kitabı oluşturmak. İçinde tiritten, güreşe, güvercinlerden, 19 Mayıs'a, mübadeleden, Samsun'un yokuşlarına kadar pek çok şeyin olduğu bir şehrengiz! 

Kitapla ilgili nasıl tepkiler aldınız?

Malumunuz, yazarın eserini anlatmaya çalışması biraz da beyhudedir zira söylenecekler söylenmiştir çoktan. İlk edebi eserim olması nedeniyle elbette bir takım eksikleri var, bunu da en iyi ben biliyorum ama yine de aldığım olumlu tepkiler, iyi bir başlangıç yaptığımı müjdeliyor biraz da. Hemen herkes farklı bölümler, farklı cümleleri beğenmiş. Çok hoş tepkiler de aldım. Mesela, Cezaevi hattında çalışan bir şoför arkadaşım, "Tuğçe ile Yavuz'un bindikleri o minibüsün kendi minibüsü olduğunu" iddia etti. Hikâyeyi o kadar benimsemiş, o kadar içinde yer bulmuş ki kendine "o minibüs benimdi" diyor. Bir ev hanımının okuduktan sonra çok etkilendiğini ve oturduğu apartmandaki herkesin sırayla kitabı okuduğunu haber aldım -ki şahane bir şeydir bu... Ayrıca Aksiyon, İnceeleyen gibi dergilerde de önemli değerlendirme yazıları çıktı. 

Tuğçe ile Yavuz... Gerçekte var mı bu iki kişi? Gerçek bir olay mı anlatıyorsunuz?

Bu soru çok soruldu bana. Hatta İstanbul'da yaşayan bir okurum gece 11 gibi telefonumu bulmuş ve aradı; 'Yavuz gerçekte varsa Samsun'a onu görmeye geleceğim; tanışmak istiyorum' dedi. Ona da söyledim; Yavuz ve Tuğçe... Gerçekte böyle iki insanı tanımadım ben. Ancak biliyorum ki, gerçekte tanımasam bile o büyük afetten arta kalan mutlaka birkaç Tuğçe olmuştur, ardında Yavuz'ları bırakarak. Arka kapakta ifade etmeye çalıştığım gibi, alelade iki gencin aşklarını müstesna kılan bir şey olmalıydı -ki o şey Yavuz'un sonradan idrak ettiği tanımıyla "aşk, kavuşamamaktır" oluyor. Ya da imanî bir bakış açısıyla "kişi zaten sevdiğiyle beraber olacaktır..." 

Peki, neden bir aşk hikâyesi?

Aşk, insani duyguların en önde gelenidir. Bu bir realite... Son derece izafi bir kavram; herkesin kendine göre aşk tasavvuru var ve bir bakıma hepsi de doğru. Benim anlattıklarım da, bu topraklarda yaşanan milyonlarca aşk serüveni de aslında dönüp dolaşıp 'Leyla ile Mecnun'a çıkar. Bence, aşk kavuşamamaktır. Nitekim hikâye içinde deniz-martılar-ırmak metaforunun ardından Tuğçe'nin 'aşk, karşılıksız fedakârlığın adıdır' tespitine karşılık Yavuz, ağır bir bedel ödeyerek aşkın tanımına ulaşacak. Bunun haricinde özellikle gençlere aşk adı altında yutturulmaya çalışılan pek çok saçmalığın varlığına inanıyorum. Bu toprakların çocuğu olan iki gencin, çok temiz, duru ve masumane sevdalarının anlatılması gerekiyordu belki de...

Sonu ile ilgili bir şeyler demek gerekirse eğer, böyle mi olmalıydı?

Sonuyla ilgili açık edecek bir şeyler demek istemiyorum. Sonuçta henüz kitabı okumayanlara haksızlık olabilir. Ancak genel hatlarıyla şunu ifade edebilirim; evet, sonu tam da böyle olmalıydı. Eğer öyle olmasaydı biz kitabın son sayfasını bitirip de düşünmeye başladığımızda her şeyi unutacaktık. Ben iyimser bir insanım aslında lakin bu hikâyede okurun, sizin, benim irkilmemiz, sarsılmamız ve yeniden 1999'un yazına dönmemiz gerekiyordu. Şunu da açıkça söyleyebilirim ki, pek çok okurum bana sitem etti son bölümle ilgili ve hüzünlendiler ama insanlar okurken ne hissettiyse ben de yazarken onları hissettim.

Temin etmek isteyenler kitabınıza nasıl ulaşabilirler?

Kitaba Türkiye genelinde herhangi bir kitapevinden sipariş vererek ulaşılabilir. Bunun dışında başta kitapyurdu.com ve limonkitap.com olmak üzere internetteki kitap satış sitelerinden de rahatlıkla temin edilebilir. Samsun'da benim bildiğim Deniz Kültür Merkezi ve Endülüs Kitabevinde bulunuyor.

Kitabın sinematografik bir dili ve kurgusu var. Bir sinema filmi çıkabilir mi bu eserden?


Açıkçası bu konuda benden çok sinema sektöründe bulunan kişilerin ne düşündüğü önemli. Bana ve pek çok okura kalırsa, pekâlâ çıkar bir sinema filmi. Sektörün içinde öğrenci, senarist ya da kameraman sıfatıyla yer alan birkaç dostumdan da benzer cümleleri duydum; neden bir filmi olmasın ki? Tabii aslına uygun olarak, Samsun'da geçmesi kaydıyla...

Haberexen Dergisi - Mayıs 2012 Sayısı

Bir Gün'den...

Cadde üzerinde dondurma satan dükkânlar da var. Samsunlu aileler yaz akşamları buraya gelip, bir yandan cadde boyunca turlar, diğer yandan dondurma yerler... Tıpkı Pazar sabahı pidesi ya da Ramazan ayında satılan ve atom denen küçük tatlılar gibi bir Samsun geleneğidir bu da...

*****

- Martıları görüyor musun Yavuz? diyerek sessizliğe son noktayı koyuyor.
- Evet görüyorum. Denizin çılgın aşıkları, martılar...
- Ben martıların denize aşık olduğunu düşünmüyorum. Bence onlar balıkları amaçlıyor ve denizi de bu amaçlarına ulaşmak için kullanıyorlar. Denizin esas aşıkları kimlerdir biliyor musun? Irmaklardır... Çünkü onlar upuzun bir yolculuğa çıkarlar ona kavuşmak için. Nice badireler atlatırlar; kururlar, taşarlar, bulanırlar, önlerine setler çekilir ama asla yılmazlar. Bilirler ki, sevgilileri onları bekliyordur. Her ne olursa olsun mutlaka varmalıdırlar sevgiliye. Akarlar, akarlar ve nihayetinde vuslata ererler. Karşılıksız ve mücadele ederek severler. Üstelik sevgiliye giderken büyürler, güçlenirler. Neticede martılar gibi bir şeyler de almazlar denizden ya da o kirlenince terk-i diyar eylemezler... Aksine, kendilerinden bir şeyler verirler. Aşk budur işte...
- Aşk bu mudur sence?
- Evet. Aşk, karşılıksız fedakârlığın adıdır. Aşk, sevginin tekâmül etmiş halidir bence. Ya sence nedir aşk?
- Bilmem. Kesin bir tanımım yok benim. Ama olursa mutlaka haberin olacak. Yine de sadece şunu söyleyebilirim; aşk, sensin benim için... Ve sana dair olan her şey...

                  ****   

Tuğçe'm;
Cennet yeşili gözlerin gelip, durdular önümde... Sesin çınladı kulaklarımda.  "Öyleyse hep sus. Çünkü senin beni her hatırladığında ben de seni hatırlıyorum demektir..."


hacettepeli

Mehmet Abi tebrik ediyorum. Okuyacağım en kısa zamanda.

ondestan_11

kitabı okudum mehmet abi seni tebrik etmek istiyorum gerçekten beni alıp memlekete götürdün yaşanmışlıklarıma götürdün

Nuri Asan

Aşk. Sevgi. Yasanmamislik ve buna bağlı olarak bizi belki de ömrümüzun sonuna dek yaşayacağımiz pişmanlık duygusu. Sadece Yavuz ve Tuğçe'nin değil hepimizin hayat hikaysrinden biraz kesitler.

Kitabi okurken kâh Yavuz oluyorsunuz, kâh arkadaşının hikayesini dinleyen Yusuf ve tabiki de Samsunsporlu Hakan.

Giresun'dan başlayan "Bir Gün" luk hikayemizi okurken Karadeniz'de yolculuk yapıyorsunuz ve bir anda romanin kahramani siz oluyorsunuz. Ve hepimizin "Şehr-i Samsun" da yaşadığı ya da yasayamadigi hikayesini.

İlk buluşmaları. .Konak Sinemasini, Mecidiyeyi, Çiftlik Caddesini, benim lise zamanima denk gelen yillari. Ve ramazan ayinda oruç tutarken sigara hasretini dindirmek için Tekel in önünden geçip nefeslendigimizi..

Sadece Yusuf ve Tuğçe'nin hikayesi değil benim hikayem, hepimizin hikayesi. Ve hepimizin içinde bir şeyler bırakmış olan anilar.

Ve ben bu kitabi bitirdigimde  seni hayal ediyorum. seni hatirlayamiyorum ve artık seni hatirlayamadigim icin kendime kizmiyorum. Çünkü öğreniyorum ki ben seni gerçekten seviyormusum.

Ve susuyorum. Çünkü susuyorsam sen bunun ne olduğunu biliyorsun...