23 Ekim 2019, 08:07:58

Samsunspor'umuzun maçlarını 10 TL karşılığında internet ve akıllı tv üzerinden canlı izleyebileceksiniz.
Samsunspor TV: http://canli.samsunspor.org.tr


DVD Film Tavsiyesi

Başlatan edmontdante, 25 Şubat 2009, 12:51:42

« önceki - sonraki »

FaTiH_HaN



Leén the Professional (1994)
IMDb:8.6

Léon, Amerika'nın New York şehrinde ikamet eden, patronu Tony'den aldığı işleri yapan bir tetikçidir. Hayatını kurallardan oluşturmuş, sert ve tam anlamıyla bir profesyoneldir. Ancak Mathilda adında küçük bir kızla yolları kesişince hiç alışık olmadığı bir dünyaya kapısını aralar.

Film, birtakım çevrelerce yaş farkı olan iki kişi arasında aşk olduğu iddiasıyla eleştirilmesine rağmen, Mathilda'nın Léon'a karşı olan hisleri normal aşktan ziyade, kendisine ilk defa iyi davranan birisi karşısında duymuş olduğu sevgidir. Her ne kadar filmin ilerleyen bölümlerinde aşık olduğundan bahsetse de, buradaki aşk ifadesi küçük bir çocuğun duygularını basitçe belirtme şeklidir. Léon'un da Mathilda'ya karşı duyduğu hislerde benzer şekilde hayatında o zamana kadar görmediği bir sıcaklığa duyulan özlem ve buna karşı verilen duygusal tepkidir.


Mükemmel bir film, bu vakte kadar izlemediğime pişman olduğum bir film, şiddetle tavsiye ederim.

umit



Film adı:Hayat Güzeldir (1997) "La vita è bella"
IMDB: 8,5

1930'ların İtalya'sında Guido adındaki tasasız, kaygısız bir Yahudi kitapçı yakın bir şehirdeki güzel kadına kur yapıp onunla evlenerek bir peri masalı başlatır. Guido ve karısının bir oğulları olur ve İtalya'yı Alman güçleri istila edene kadar birlikte mutluluk içinde yaşarlar. Ailesini bir arada tutabilmek ve oğlunun Yahudi toplama kamplarının dehşetinden elinden geldiğince uzak tutmak çabası ile Guida bu yıkımı bir oyun gibi gösterir. Bu oyunun kazanma ödülü ise bir tanktır...

forumda aradım ama göremedim.paylaşılmamış sanırım.çok güzel film.izlerken birçok duyguyu hissedebiliyorsunuz. roberto benigni'nin oyunculuğu harika. şiddetle tavsiye ederim.

Özcan İNAN



İngiliz Gizli Servisi'nin eğitimli ve emekli üyelerinden biri (Jason Statham), kendisini yetiştiren kişi (Robert De Niro) zor durumda kalınca bu tehlikeli hayata geri dönmek zorunda kalır. Fakat dostunu kurtarmak için girişeceği bu macerada, karşısında en az kendisi kadar yetenekli bir diğer ajan bulunmaktadır. Dostunu kurtarmak, sandığı kadar kolay olmayacaktır.

Jason Stathamın her filminde beklentilerimi büyük tutarım ve bu da beklentilerimi fazlasıyla karşıladı mükkemmel bir filmdir kesinlikle Macera-Aksiyon severler izlesin derim...
İyi Seyirler.

Burak

İllaki vardır ama tekrarlamak ta fayda var kesinlikle izlenmesi gereken bağlantılı Türk filmleri





Bir kum kosterinin personeli ve kaptanının başından geçen öykü çerçevesinde Türkiye`nin çarpık yapısına eleştiri getiren film.

Film dört kafadar mürettebatın macerasını konu alıyor. Laleli'de parasını çaldıran boksör, durumu kaptana anlatır ve başı dumanlı kaptan da gidip adamları bularak parasını geri almayı ister. Gittiklerinde parayı geriye alırlar ama yanlarında bir kız ve arkalarında da kafasına betonla vurulmuş bir adam bırakırlar. Boksör sabah bırakması gereken kızı bırakmayıp gemide saklayınca olaylar daha da karışır. Bu arada tüm olanları kafası dumanlı olduğu için unutan kaptan olayları yavaş yavaş hatırlamaktadır. Gelişen bu olaylar gemide gruplaşmayı da beraberinde getiririr. Film Laleli'de Bir Azize ile paralel bir senaryodadır.



Laleli'de Bir Azize, yönetmenliğini Kudret Sabancı'nın üstlendiği 1998 yılı yapımı bir sinema filmidir.

Sabancı'nın ilk uzun metrajlı film denemesi olan Laleli'de Bir Azize, çevrildiği dönemde sıradışı diyaloglarıyla ilgi çekmişti. Kudret Sabancı'nın da içinde bulunduğu "Yeni Sinemacılar" grubunun ilk etkinliklerinden olan film, öncülü olan Gemide filminin devamı niteliğindedir. Film, Azize: Bir Laleli Hikayesi adıyla da bilinmektedir.

Burak

Fasle Kargadan , Rhino Season , Gergedan Mevsimi




Gergedan Mevsimi (Farsça: فصل کرگدن‎; Fasle Kargadan), Bahman Gobadi'nin yazıp yönettiği 2012 yapımı sinema filmidir. Başrollerinde Monica Bellucci, Behruz Vüsuki, Yılmaz Erdoğan, Caner Cindoruk, Beren Saat, Belçim Bilgin, Arash Labaf ve Ali Pourtash oynamaktadır. Filmin galası 26 Eylül 2012'de San Sebastián Uluslararası Film Festivali'nde gerçekleştirilmiştir.

Unutulmaz bir aşk hikayesini konu alan Gergedan Mevsimi, Gobadi'nin aile dostu olan ve İran İslam Devrimi sırasında haksız yere 27 yıl hapsedilen İranlı Kürt şair Sadegh Kamangar'in trajik öyküsünden esinlenmiştir. Filmde, Sahel (Behruz Vüsuki) ve eşi Mina (Monica Bellucci) bir intikam uğruna hapse atılırlar. 10 yıl sonra serbest bırakılan Mina, eşinin öldüğüne inanır ve iki çocuğunu alarak İran'dan İstanbul'a yerleşir. Aradan 20 yıl geçtikten sonra özgürlüğüne kavuşan Sahel, eşi ve çocuklarını aramaya başlar.

Gergedan Mevsimi, Bahman Gobadi'nin İran'ı terkettikten sonra yönettiği ilk filmdir. Çekimleri Irak ve Türkiye'de gerçekleştirilmiştir. Ghobadi ilk kez bu filminde otosansür uygulamamıştır. Katıldığı festivallerden bol övgülerle dönen film BBC tarafından "Sürgündeki İran'lı yönetmenin yeniden doğuşu" manşetiyle duyurmuştur.[1] The Globe And Mai',[2] The Hollywood Reporter,[3] ve Screen Daily[4] gibi seçkin sitelerden olumlu eleştiriler almıştır.



Şu ana kadar izlediğim 3. İranlı bir yönetmenin çektiği film . Yapımcısı efsane Martin Scorsese . Film izlenebilir bir film biraz iç karartıcı ama gerçek bir hikayeden ilham alınarak çekilmiş bir film. Sırf Monica Bellucci için bile izlerdim ya bu filmi orası ayrı . Filmin uzunca bir kısmı İstanbul'da geçiyor. Ayrıca Farsça sahnelerde (sanırım Farsça Arapça olmadığını tahmin ediyorum )
dilimize Farsça'dan giren kelimeleri duymak mümkün . Deyyus , metruk , vs. Hikayesi yukarıda yazdığı gibi İranlı Kürt şair Sadegh Kamangar dan esinlenilerek yazılmış bence gayet başarılı 10 üzerinden 7,50 helalinden :)


lato

Alıntı yapılan: samsuni - 13 Nisan 2013, 10:53:23
DVD değil de bir sinema filmi tavsiye edeyim...



Sinema tekniği, senaryo vs. bunların hepsini bir yere koyuyorum; zayıf kalan yönleri olabilir -ki hiç mühim değil ve iyi de bir film hatta. Anlattığı şeyler çok önemli filmin. Haritadaki yerlerine bile dikkat edilmeyen Afganistan, Senegal gibi yerlerde ve Bosna'da görev yapan üç Türk öğretmenin hikayesi var. Kaldı ki, adını bile bilmediğimiz ülkelere giden çok sayıda fedakar öğretmen var. Senaryoda işlenen aşk öyküsü gayet yerinde ve esaslı idi. Birbirlerini seven iki gencin, nasıl hitap edeceklerini bile kestiremedikleri edebi-aşk dolu yazılamayan mektupları... Ben seni sevmişim hey yar, haberin var mı? diyen bir zarafet... Bosna gerçeği üzerine hayatını feda eden Türk Adem Hoca... Afganistan'daki asil Türk askerleri... Beyaz adam kabusunıun her bir tarafa işlediği Afrika... Ne diyordu Khadim ölen küçük kız kardeşi için, 'annem onun cennete gittiğini söyledi ama beyaz adam onu cennete almaz ki!' Önyargılarınızı, politik ihtiraslarınızı, kategorize etme niyetinizi bir kenara bırakıp bakmaya çalışın lütfen; atalarımızdan biz Türklere miras kalan asalet, merhamet, fedakarlık ve insanlık ruhu var oralarda. Türk bayrağının olduğu her yerde, Türk'ün müslümanca selamı var... Öyle ya, kendi evladı için bile nehire atlamayan bir Sırp baba, Bpoşnak arkadaşı için atlar mıydı sanırısınız? Ama Adem Hoca, doğacak çocuğunu bile düşünmeden, iki öğrencisi için tereddtü dahi etmiyor. Tarih bunun pek çok örneği ile dolu... İlk başta dediğim gibi, Bosnalı Sırp öğretmen İrina Hanım ne diyordu Adem Hocaya; 'Sizin atalarinizin izlerini bosna' dan neden silemiyorlar biliyor musun? Çünkü onlar buraya selam ile geldiler. Kilicla gelenlerin izleri silinir ama selamla gelene yalnızca, aleykum selam denir. Türk Okullarının hikayesi için bu filmi mutlaka seyredin derim...

Film gerçekten güzel işlenmiş. Çekim kalitesi vs. üst düzey olmasa da verilen mesaj gerçekten üst düzey. İnsan olmanın sevmekten geçtiğini anlatan izlenmesi gereken bir film diye düşünüyorum. Yalnız izlemeden önce içinizdeki kızgınlığı, siyasi kimliği vs herşeyi bir kenara bırakın sadece insani duygularla izleyin en büyük tavsiyem budur.

lato

http://www.sinemalar.com/film/38508/iki-dil-bir-bavul

Film değil de daha çok belgesel diyelim. Doğu'da ilk kez göreve giden bir öğretmenin karşılaştığı güçlükleri anlatmış. Olay kurgu değil sanırım kendi yaşadığını direk kameraya aktarmış. Belki izlerken sıkılabilirsiniz ama Doğuda bir köye atanan öğretmen ne gibi zorluklarla karşılaşır diye merak ediyorsanız az çok sorunuzun cevabını bulursunuz :evet:

Nuri Asan

Alıntı yapılan: CemBaba - 13 Temmuz 2012, 09:59:27
Filmin Adı: Man On A Ledge | 2012
Filmin Süresi: 90 dk.
imdb puanı: 10/6.6



Filmin Konusu: Görevden ihraç edilmiş eski bir polis olan Nick Cassidy (Sam Worthington), Manhattan'da bir otelin çatı katına çıkarak masumiyetini kanıtlamak için intihar girişiminde bulunur. Bir kadının çığlığı üzerine New York Polis Departmanı'ndan görevlendirilen bir ekip olay yerine gelir ve psikolog polis memuru Lydia Anderson (Elizabeth Banks), Nick'i ikna edip indirmesi için görevlendirilir. Bu arada Nick ana caddeye basınla birlikte büyük bir kalabalık toplayıp, ilgi çekmeyi de başarmıştır.

Filmde saçma olan bir iki sahne dışında gayet iyi kurgulanmış bir polisiye. Konuşmalar çok güzeldi. Empati kurduğunuzda, insanda gerilim yapıyor. Bu imbd puanını doğrusu hak etmiyor. Ben çok beğendim. Tavsiye edilir.


güzel bir film bende imbd puanını hak ettiğini düşünüyorum.  kurgu harikaydi özellikle (kopya vermeyelim ama) o adamın babası oldugunu kestiremedim.


5trawberry



AKIL OYUNLARI

Neden daha önceden izlemedim ki dedirttiren film.

İzlemek isteyenler konusunu okumadan izlesinler.

mehmet yılmaz

Büyük Hesaplaşma ( Heat )

Yönetmen: Michael Mann
Oyuncular: Robert De Niro, Al Pacino, Val Kilmer, Tom Sizemore, Jon Voight, Ashley Judd, Diane Venore, Amy Brenneman, Natalie Portman, Ted Levine
1995- ABD - 170 Dk. - Aksiyon



Türkçeye 'büyük Hesaplaşma' diye çevirmek hangi aklı evvelin fikriydi bilmiyorum. Orijinal isminin karşılığı 'sıcak' gibi görünse de 'hararet, sıcaklık' gibi anlamları var. Bu filmi ilk seyrettiğimde sene 98'di. Tek kelimeyle hayranlık duymuştum. Sonra birkaç kez daha seyrettim. Senaryo tam bir ustalık kokuyordu; özellikle bazı replikler. Aksiyon filmlerinin başarılı yönetmeni Michael Mann sadece iyi bir senaryo değil harika bir yönetmenlik de sergilemişti filmde.
Robert De Niro ile Al Pacino'nun karşılıklı oturup konuştukları ve sinema tarihinde ilk defa aynı kadraja girdikleri sahne çok özeldi. Yine De Niro'nun canlandırdığı gangsterin 'sevmek ve bağlanmak üzerine söyledikleri' de çok kritikti. Hatta finale damgasını vuran esas faktör de olacaktı. Polis şefi Al Pacino'nun kendisinden ilgi bekleyen karısına 'bugün iş yerinde neler mi yaşadım?' diyerek başladığı replikler de oldukça özeldi.
Filmin süresi uzun gibi görünse de, senaryo öylesine akıcı ve ilgi çekici ki zaman size dert olmuyor. Filmin kadrosu gerçekten çok iyi. Her şeyden evvel iki büyük aktör Al Pacino ve Robert De Niro var. Hollywood'un tabiri caizse bukalemunları olan bu iki simin varlığı bile önemliyken çok da iyi bir suç dünyası senaryosu var karşımızda. Sadece bu ikili değil, mesela Batman'da hayal kırıklığı oluştursa da Hayalet ve Karanlık gibi filmlerdeki oyunculuğuyla bildiğimiz Val Kilmer da şahane bir performans sergiliyor. Kilmer'ın eşi rolündeyse o yıllarda henüz sonraki aksiyon-gerilimlerde başrol kapmamış olan Ashley Judd var. Henüz ergenlik döneminde olan Natalie Portman'ı ise Al Pacino'nun buhranlar içindeki kızı rolünde görüyoruz.
Jon Voight, filme ağır abi rolüyle tam oturmuş. Senaryoda hiçbir aksaklık yok. İşlerini çok iyi yapan kötü adamlar -ki kötüler ama biz izleyicilerin gönüllerindeki yerleri bir başka tabii- ve onların peşindeki polis şefi Al Pacino.
Hollywood tarihinin en iyi mafya-suç filmlerinde biriyle karşı karşıya olduğunuzu rahatlıkla söyleyebilirim. Bence vaktiniz ayarlayın ve seyredin bu başyapıtı...

celebi






2. Dünya Savaşı döneminde geçen filmde, yolları trajik bir şekilde ayrılan iki aşığın hikayesi ele alınıyor. Niyaz ve Cennet yeni evli bir çifttir. Ancak alevlenen savaş, yaşadıkları köye kadar yaklaşır ve Nazi işgalinden kaçmak isterken yolları ayrılır. Niyaz trenden atlar, Cennet ise atlayamadan yakalanır. Doğumunu dahi trende yapar ve birçok sefaletle tek başına yaşamak zorunda kalır. Takvimler 1990 yılına ilerler ve tıpkı onlar gibi birbirlerine aşık bir çift Türkiye'den Kazakistan'a gider. Amaçlarıysa çorak topraklarda okul inşa etmektir...
Çekimleri Türkiye ve Bulgaristan'da gerçekleştirilen film, İkinci Dünya Savaşı döneminde geçen bir aşk hikayesini konu ediniyor. Filmin yönetmen koltuğunda Hasan Kıraç bulunurken oyuncu kadrosunda Hande Soral, Serkan Şenalp, Sema Çeyrekbaşı ve Atılgan Gümüş gibi isimler yer alıyor.


valla bugün vizyona girdi. benim çok hoşuma gitti mükemmel bir film. tüm arkadaşlara hararetle tavsiye ederim

mehmet yılmaz

Birleşen Gönüller; Birleştiren Gönüller

Peşinen söyleyeyim, ben ne o şartlardaki Kazakistan'a giderdim ne de hastanede yatan evladımla, sel basan okul arasındaki tercihimi okuldan yana kullanırdım. Çünkü o kadar fedakâr olabilir miydim? Emin değilim.

Birleşen Gönüller filmini seyredenler ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaklardır. Birleşen Gönüller, bir aşk ve ideal hikâyesi. Politize edilmek istenen ama siyasetin çok üstünde bir değere sahip olan bir ülkünün, bir sevdanın hikâyesi... Köprüler kuran bir hareketin hikayesi...

Filmin finaliyle ilgili ipucu vermemesi adına hikayenin ismini vermeyeyim ama ben bu senaryoyu Harun Tokak'ın Önden Giden Atlılar kitabında okumuştum. Dünyanın değişik yerlerine okul açmak için giden Türk öğretmenlerin hikâyelerinin anlatıldığı bir kitaptı. İşte orada en beğendiğim hikâyelerden biriydi o.

Birleşen Gönüller, bir başyapıt değil ama gerçekten iyi bir film. Seyretmenize değecek kadar iyi. Elbette bazı mantık hataları var; çalışma kampında bebeğin saklanması gibi imkânsız durumlar da var lakin emek harcanmış, sinematografi sağlam kullanılmış. Kalite var yani. Oyunculuk yerli yerinde ama beni en çok filmin ikinci yarısında sahne alan Fikret Hakan etkiledi. Küçük Ağa'daki Çolak Salih'ten yıllar sonra bir kez daha gönlümü fethetti. Genç oyuncuların performansları da hayli iyiydi. Tecrübeli oyuncu Ferdi Akarnur ile oğlunun olduğu sahneler ise nemli gözlerimize biraz kahkaha molası verdirdi. Saklayacak değilim; ağlamak gayet doğal bir hâl bu filmde.

Filmi herkes seyretmeli lakin bilhassa Kafkas kökenli vatandaşlarımız ayrıca seyretmeli. Zaten doğrudan bir Kafkas halkının adını vermek yerine 'Kuzey Kafkasya' denilerek Çeçen'den, Ahıskalı'ya, Karaçay'dan Çerkes'e kadar bütün Kafkas halklarını o daireye dahil etmişler. Kafkas insanının mertliği ve haktan yana duruşu 'bir Rus için değer miydi?' sorusuna verdikleri 'O bize sığınmıştı. Bizim için bir insanı öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir; evet, değerdi.' cevabında vücut buluyor filmde. 

Filmin eski zaman çekimleri çok başarılı. Mekân kullanımı ve uyarlama da öyle. Benim gibi İkinci Dünya Savaşı yıllarına ayrıca ilgi duyanlar için hayli tatmin edici. Trenlerle yapılan sürgünler, yıkık şehirler, esir ve çalışma kampları. Birkaç da itirazım var aslında. Mesela tek zalim Naziler gibi verilmiş -ki onlara rahmet okutan Sovyetler var. Hatta tarih bilen herkes filmde verilmese de Cennet'in neden Kafkasya'da değil de Kazakistan'da olduğunu bilecektir zaten. Tabii ki savaş sonrası Stalin sürgünü! Acaba Niyaz cepheden dönse ama sürgüne tabi tutulsalar daha mı gerçekçi olurdu? Bilemiyorum...

1992'nin Kazakistan'ı oldukça iyi yansıtılmış. Zorlu şartlar ve o ortamdaki insanları motive eden unsurlar. Gönül erleri mi diyorlardı kendilerine; yoksa sevgi fedaileri mi? Her ne ise, işte tam da o...

Filmde anlatılan Cennet ile Niyaz'ın aşkı tam anlamıyla destansı. İmkânsız bir aşk değil sadece sıra dışı. Çünkü 'sevda nedir?' sualine verilen 'sevda sabırdır' cevabı saklı içinde. 'Geleceğim demiştim, geldim' cümlesine verilen 'bekleyeceğim demiştim, bekledim' cevabı şu satırları yazarken bile içimi sızlatıyor.

Trendeki doğum sahnesi; Niyaz ile arkadaşının sınırdaki nehre atladıkları sahne; Niyaz'ın yanındaki Rus komutanla birlikte Nazilerle çatıştığı sahne, Türkiyeli ailenin Çimkent'te geldikleri komünizm dönemi apartmanı ve dairesi gibi sahneler ilk anda aklıma gelen üst düzey sahnelerdi; adeta bir fotoğraf sanatı titizliği vardı.

Öyleyse bu filme gitmek lazım. Çünkü sebebi çok...

mehmet yılmaz

Bu sabah ilk seansta Kırımlı filmindeydim. Samsun'da tek sinemada gösterimdeydi. Salonda tek başımaydım.
Film hak ettiği ilgiyi görse keşke.
Kırımlı gayet başarılı bir film. Kırım Türklerinin acılarını bir nebze de olsa duyurmak önemli. Oyunculuklar ve dönem anlatımı çok iyi. Cengiz Dağcı'nın bütün kitaplarını okumuş bir okuru olarak Korkunç Yıllar-Yurdunu Kaybeden Adam uyarlaması beni çok heyecanlandırdı. Tabii eserin aslını bilenler senaryodaki farklılaşmayı da biliyorlar. Roman, merhum Dağcı'nın gerçek hayat hikayesiyle büyük ölçüde aynı. Romandaki Sadık Turan'ın akıbeti ve kişiliği filmden çok daha farklı. Sonuçta bu bir uyarlama. Emeği geçenlere teşekkürler. Filmi mutlaka öneririm.