Sürekli Bağlı Kal   Üyelik
   
     
   
ANA SAYFA
Sifremi Hatirla Kayit Ol
Samsunsporlu Fatih Olmak Benim İçin Bir Şereftir!
Samsunsporlu Fatih Olmak Benim İçin Bir Şereftir!
     Fatih Uraz, 1983-89 yılları arasında hem Samsunspor'umuzun hem de A Milli Takımımızın kalesini başarıyla korumuş bir Samsunspor efsanesi.
19.03.2013 / 23:32:30
Bu haber 5283 defa okundu

Başkanımız Emin Kar'la 6 yıl boyunca Samsunspor'umuzda oynayan Uraz, nitelikli bir futbol adamı ve futbol yazarı aynı zamanda. Uraz'la hakiki anlamda dolu ve çok özel bir röportaj yaptık; hatta belki de tarihi bir röportaj...
 
Aslen Adanalısınız ama 'Samsunlu Fatih' olarak bilinmek nasıl bir duygu?
3 pasaport eskitecek kadar dünyayı gezdim ama gördüğüm 28 ülkenin hiçbirinde bir Adanalının işlek bir caddede aniden arabayı durdurup da 'Hemşehrim, nasılsın?' dediğine tanık olmadım! Oysa sayısız Samsunlunun  tesadüfen beni yolda gördüğünde 'gideceğim yere kadar götürmeyi teklif ettiğine, yemek daveti yaptığına, ikramda bulunduğuna, sohbet ettiğine' şahitlik etti gözlerim ve kulaklarım. Nüfus kağıdında yazıp yazmaması önemli değil, Samsunlular benim gerçek hemşehrimdir...
 
Futbola başlama hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?
1974 yazında, Ankara Beden Terbiyesi Bölge Müdürlüğü futbol okul açacağını ilan ettiğinde rahmetli babaannemin anlattığı üzere, daha 3 yaşındayken 'kol attım nene, kol attım!' diye futbola sevdalanan bir çocuğun o seçmelere girmeme şansı hemen hiç yoktu. Ancak 20-25 kişi alınacakken ilan edilen tarihte Ankara 19 Mayıs dış sahalarına gittiğimde gördüm ki mahşeri bir kalabalık var. Şansa bakın ki orta son talebesi olmama karşın boyum 1.77 idi ve  o dönem Sovyetler'in fizik gücüne dayalı futbolu Türkiye'yi etkilemeye başlamıştı. Hâl böyle olunca ben dahil 3 kişiyi daha sahaya adım atar atmaz sıradan çıkarıp 'Sizler seçildiniz!' dediler. Başlayış, o başlayış...

Samsunspor'a transferiniz nasıl gerçekleşti?
Samsunspor'a transferim hiç mübalağasız film gibidir. 1982 sezonunda o vakitler Süper Lig takımı olan Boluspor da oynuyor öte yandan da Gazi Üniversitesi'ne devam ediyordum. Baktım 4 sene bitmiş ama benim tam 15 dersim duruyor; anladım ki Ankara'ya gitmeden okul bitmeyecek. O ara Sitespor (2. Lig takımıydı yani şimdinin Ziraat Ligi) isteyince gidip 1 sene orada oynayım, okulu da bitiririm düşüncesiyle ver elini Ankara deyiverdim.
 Sezon benim açımdan çok iyi gidince Süper Lig takımlarından Ordu, Denizli ve Gençlerbirliği'nden transfer teklifleri aldım. Ama kulüp başkanı 12 milyon gibi astronomik bonservis bedeli isteyince hiçbir kulüp o parayı ödemeye yanaşmadı. Samsunspor son dakika golüyle Mersin'de küme düştükten 1 gün sonra bir baktım Sitespor başkanı beni işyerine çağırıyor. Gittiğimde yanında iki kişi vardı ve bana 'beyler Samsunspor idarecisi; ben onlarla anlaştım, sen de anlaş!' diye emrivaki yapınca,Süper Lig'de oynamak istediğimden aklımdaki fiyatı söyleyip 'Ama üçte ikisini peşin isterim' dedim; kabul etmemelerini dileyerek. Anında istediğim parayı nakit olarak masaya koyduklarındaysa afalladım haliyle, birden 'ben 4 seneden beri Rıfat'la beraber oynuyorum, onu da almazsanız gelmem!' deyiverdim.
 Bana 'Bizim takım müthiş bir takım, bir kişi dışında diğer bütün oyuncular kalacak, Rıfat bizde oynayamaz' dedikleri halde 'Gelmiyorum!' deyince onu da almak zorunda kaldılar. Ama gördüğünüz gibi boş adam tavsiye etmemişim değil mi?

Unutmadan ekleyeyim; 'O kadar büyük bütçesi varken Samsunspor'un o dönemler ismi yeni yeni duyulmaya başlayan beni almak için ikinci bir oyuncuyu dahi transfer edişinin ardında yatan sebebi aylar sonra öğrenecektim; Nuri Asan! Meğerse o sezonun en iyi 90 dakikasını çıkardığım Amasya deplasmanında rakip takımın başında nurlar içinde yatsın, sevgili Nuri hocam varmış. Ve sezon bittiğinde Samsunpor idarecilerine 'mutlaka o kaleciyi alın' diye baskı yapmış. Rahmetli hocam zaten çok iyi bir insandı; bunun yanında kaleciden de iyi anlıyormuş demek ki!!

Samsunspor'a geldiğinizde nasıl bir ortam vardı?
1983 senesinde kulübe geldiğimde ortam fecaatti. Kadro çok kalabalıkken daha sezon açılmadan rahmetli Nuri hoca, Mehmet Babalık derken Şükrü Esat Goran'la lige başladık. İnanılmaz bir kargaşa, çok başlılık vardı kulübün içinde ve dışında. Genel kaptanlar o dönem hayli yetkiliydi ama devre arası gelene ve Fethi Demircan teknik direktörümüz olana değin Samsun'da futbol oynamak kolay değildi. Kadro iyi, seyirci sabırsız, para ganimetti ancak çok başlılık olduğu gibi, senelerden beri orada oynayan futbolcularla yeni transferleri harmanlamak, kadroyu oturtmak ve uyum sağlamak vakit aldı.
 
Samsunspor forması giydiğiniz Menteşoğlu döneminden bahsedelim.Bize o dönemi biraz anlatır mısınız?
Hasbi Ağa'yı hepimiz sever ve sayardık ama ne kadar değerli bir başkan olduğunu seneler sonra daha iyi idrak ettik desem yeridir. Cömertliği ve her verdiği sözü zamanında yerine getirmesiyle zaten başkan olmanın en önemli iki şartına sahipti. Ancak Samsun gibi futbola çok ilgili, aynı anda futbola son derece vakıf bir şehirde her kafadan bir ses çıkması son derece doğaldır. Şöyle bir dönüp Hasbi Abiden sonra gelen başkanlara bir bakın; hangisi dengeleri onun gibi güzel gözetebilmiş, balansı ayarlayabilmiş?
Futbolcu demek bir yerde kapris demektir ve hepimiz bilaistisna az yahut çok kapris yapmışızdır. Kime nerede ve ne kadar taviz vereceğini hesap edebilmek inanın çok zordur. Hasbi Abi parasını esirgemediğinden, pratik zekasıyla insanları çözümleyip kimden ne isteyeceğini iyi  bildiğinden başkanlığın hakkını verdi. Mekanı cennet olsun..
 
Unutamadığınız maçlar vardır mutlaka. Birkaçını paylaşır mısınız bizimle?
O kadar çok unutamadığım maç varki! Birkaçını kısaca hatırlatayım. 1984-85 sezonun 2. yarısında şampiyonluğun düğümünü çözecek maç için İzmir Atatürk Stadyumu'na çıkmıştık, yaklaşık 30.000 seyirci tribünde yerini almışken rakipse Karşıyaka'ydı ve kadrosu en az bizim kadar güçlüydü. A Milli Takım'da oynamış Müjdat, Muharrem gibi klâs oyuncuları vardı. Maçın 13. dakikasında santfor Erhan'la karşı karşıya kaldığımda yardımcı hakemin ofsayt bayrağını kaldırdığını gördüğüm halde yine de topa yatayım istedim. Ama Erhan kasıtlı bir şekilde çift daldı. O zamanlar tekmelik takmıyorduk (elbette o maçtan sonra tekmeliksiz sahaya adım atmadım), bir baktım sağ alt baldırımda lifler öbek öbek dışarı sarkmış; ben geriye düşüp yarı baygın kendimde değilken maçın hakemi Erkan Göksel, kaptan Naim'e 'kaleciniz oynayamaz, söyleyin hocanıza değiştirsin' diyordu.

Bütün arkadaşlar birden 'hayır, o oynar!' deyince artık ne kadar sonra ayağa kalktım hatırlamıyorum, adım atmak istedim ve sendeledim. O zaman kulübeye dönüp 'beni değiştirin!'  işareti yaptım. Allah sizi inandırsın tüm kulübede oturanlar kafasını öteki tarafa çevirdi. Devre  arasında yanıma bir tek doktorumuz Ferruh abi gelip benimle ilgilenirken, ne Fethi ne Fahrettin  hoca yanıma uğradılar. Maçı öyle bitirip, sahadan seke seke çıktım ve hafta sonuna kadar  ayağım alçıda kaldı. Şimdi düşündüğümdeyse anlıyorum ki hocalar haklıydı, eğer bana sorsalar  oynamam derdim. O maçı 1-0 kazanmıştık.
 
Samsun'da geçirdiğim birbirinden güzel yıllar içinde anlamakta en zorlandığım şeyse  oynamadığım Sarıyer maçıdır. Bir hafta önce (futbol hayatımda yarıda bıraktığım tek maçtır) deplasmanda Zonguldakspor'u 2-0 yendiğimiz maçta dizlerime aldığım tekmeden ötürü devre arasında çıkmış, akabinde de tedavi için  Ankara'ya gidince, içeride oynadığımız Sarıyer maçını  seyredememiştim. Yalnız ne hikmetse ne zaman sakat olsam beni zorla evden alıp maça götüren  idareciler, hocalar o hafta ortalıkta hiç gözükmemişti.

Tabii ki işin aslını gayet iyi biliyordum; Türkiye'nin en pahalı futbolcularından kaleci  Şenol'u insanlar merak ediyordu. O kadar büyük paraya alındığı halde kulübeden bir türlü  çıkamayan kaleciyi taraftar görmek istiyordu. Televizyondan izlediğim kadarıyla tek kale  oynadığımız maçı 0-1 kaybettikten sonra yaşadıklarımaysa inanmaktazorluk çektim diyebilirim.
 
Doktorlar Ankaragücü deplasmanında oynayamazsın deyince kulübe gelip idarecilere ve Mitroviç'e '11 günden beri idman yapamıyorum, bana izin verin de Ankara'ya yeniden gidip  tedavime devam edeyim, zaten ilk yarı bitiyor, ikinci yarıya kadar iyileşirim' dediğimde 'Ne  idmanı? Hafta sonuna kadar dinlen, doğrudan maça çıkarsın!' dediler. Sokağa çıktığımda yığınla  insan 'Ankara'ya gidecekmisin? Gitmeyeceksen boşuna gelmeyelim!' demezler mi? Düşünün ki 4 senedir banko oynuyorum, A Milli Takım kalecisiyim, Olimpiyat Milli Takım kaptanıyım ve  hasbelkader bir maç oynamayınca, o maçı da biz kaybedince bir anda ilginin odağı  oluyorum. Ki Şenol kötü bir maç da oynamamıştı.

Bir de tarihimizde Galatasaray'ı ilk kez rahmetli Mete'nin volesiyle yendiğimizde evimin önünde toplanan yüzlerce kişi Çiftlik Caddesi'nde dakikalarca tempo tutup trafiği durdurmuştu.  Müthiş bir jestti, çok duygulanmıştım.

97. dakikada gol atarak maçı uzatmaya götürdüğümüz Kocaeli kupa çeyrek finalini de  yaşadığım sürece unutamam doğrusu. Orada en güzel enstantane seyircinin hatırı sayılır bir kısmının üzüntüden stadyumu terkedip, daha sonra maçın devam ettiğini öğrenince gerisin  geriye dönüp maçı seyre devam etmesiydi. Son penaltıyı kaptan Emin filelere göndermişti ve  sanmıyorum ki topa vururken kalenin nerede olduğunu görebilmiş olsun! Çünkü topa öyle  abandıki, meşin yuvarlağı ancak filede görebildik.

Kulüpten ayrıldıktan tam 7 sene sonra Samsun 19 Mayıs Stadyumu'na Beşiktaş'la geldiğimde seyircimizin alkışlayarak taltif etmesiyse bir ömre değerdi. Futbol nankördür diyenlere kapak  olacak derecede büyük bir ahde vefa örneğiydi o alkışlar...

Sizce neden şampiyon olamadık?
Bu soruya samimi ve mantıklı bir cevap vermeye çalışayım. Bir gazetenin Eskişehir maçı günü rakibi satılmışlıkla itham edip ortamı germesi, bazı oyuncularımıza gayri ahlaki biçimde sezon ortasında transfer teklifinde bulunulması, İstanbul takımlarının yarışa sürekli önde başlıyor oluşuna kimsenin bir itirazı yoksa da, bunlar tâli nedenlerdi. Kaliteli yedeğimiz yoktu, bir; yabancı tercihlerimiz yanlıştı, iki; daha iyi bir liberomuzun ve topla süratli bir açık oyuncumuzun olması gerekiyordu; üç.
 
Yovanovski'nin defansif yönü zayıf olsa da hucum hattında iyi işler çıkardığından ona bir lafım yok. Ama diğer iki yabancı Ristoviç ve Nikoliç faciaydı. Şaka yapmıyorum, Ristoviç basketbolu futboldan daha iyi oynuyordu. Nikoliç'se nasıl Yugoslavya'da şampiyon takımda forma giymişti; hayret ki hayret! Rakiplerimiz Prekazi, Kovaçeviç gibi yabancılar getirtip, İlyas, Erdal gibi lejyoner Türkleri oynatırken, Ristoviç ve Nikoliç gibi 2 vasat altı adam getirmenin ve yedeksizliğin sonucudur kaçan şampiyonluk. Bir de nasılsa bir şekilde önümüzü keserler tedirginliğinin. İnsanların düşündüğü gibi Eskişehir- Trabzon- Galatasaray mağlubiyetleri bizi bitirmedi, o maçlar havamızı kaybettirdi yalnızca. Yoksa kalan maçlarda o kayıpları telafi etme şansımız vardı.

Yıllarca aynı takımda mücadele ettiğiniz Emin Kar, büyük bir özveri göstererek Samsunspor Kulübü Başkanı oldu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Samsunspor'un o parlak günlerinde istenmeden en çok hakkı yenen futbolcudur kaptan Emin. O başarılarda hepimizin payı varken futbolun tabiatı gereği golü atanlarla golü yemeyen, aynı anda milli takım formasını giyenler haliyle biraz daha fazla ilgi görüyordu. O bizim görünmeyen kahramanımızdı, çok koşardı, aşırı hırslıydı ve Savaş'la Erol'un sürekli forvet hattını desteklediği hatırlandığında, onsuz defans hattımız alimallah çökerdi diye düşünüyorum. Herhangi bir takımda 3 tane golcüyü, 3 tane maestroyu, 3 tane iyi kaleciyi koyacak yer bulamazsınız. Oysa Emin Kar gibi 3 hatta 4 futbolcuyu bile aynı anda yan yana oynatabilirsiniz. Defansif orta sahaların önemi ne yazık ki o vakitler tam bilinmiyordu.
 
Kaptanın derginin yayınını sürdürmesi bile çok önemli bir hareket bence. Samsunspor Dergisi 1983 ya da 1984 yılında yayına geçmiş ancak fazla dayanamayıp erkenden pes etmişti. Diliyorum bu kez daha uzun ömürlü olur. Ne yazık ki henüz elime geçmediğinden okuma şansım olmadı. Dergicilik zor uğraştır, haberler genellikle güncelliği çabuk yitirir ve sürekli ilginç ayrıntılar yakalamak zordur. Ayrıca Kaptan Emin ve yönetim kurulu üyelerini herşeyden önce cesaretlerinden ötürü kutluyorum. Bu zamanda bu kadar ağır yükün altına girmek her babayiğidin harcı değil. Çok söz veren olur böyle günlerde ama vaatler kolayına tutulmaz.
Keşke en az 5 sene yönetim değişmese ve bu sene ligde tutunduktan sonra yavaş yavaş öze dönülse, sonuçlar nasıl gelişirse gelişsin taşıma suyla değirmeni döndürmeden vazgeçilse. Ama yakinen biliyorum ki bunları söylemek kolay, yapacak kararlılığı ve eleştirilere dayanacak tâkati göstermek zordur.
 
Futbolculuk döneminde de çok okuyan, bilgiye inanan bir insanmışsınız. Futbol sonrası kariyerinizden, kitaplarınızdan söz edebilir miyiz biraz?
Son 10 yılımın 6 küsurunu Amerika da hocalık yaparak geçirdim ve yazın Türkiye'ye dönüp Lig TV'de Kalecinin Seyir Defteri programını yapmaya başladım. 13 sene Zaman'da 2,5 sene de Taraf'ta haftada 2-3 gün spor makaleleri yazarken Kaleciyi Vurun, Futbolun Arka Bahçesi ve Adamın Abdalı Kaleci Olur diye de 3 kitabım yayımlandı. Şu an bir yerde yazmıyorum ama kısa sürede başlamayı düşünüyorum. Televizyon programının aynı anda yapımcısı da olduğumdan bantların metinlerini hazırlamak hayli zamanımı alıyor.
 
Futbolla ilgili tüm uğraşlar işin içine fanatizm ve yan güçler girmediği müddetçe son derece keyiflidir. İyi gazeteci ve yazar olabilmek için çok okumak, araştırmak ve tarafsız duruş gerekir. Zaten bu yüzden ülkemizde kolayına iyi yazara rastlanmaz. Futbola emek veren bir kişinin az ya da çok karşılık almamasıysa mümkün değildir. Bakmayın siz 'hakkım yendi!' diye feryat figan edenlere. Doğrudur, hakları yenmiş olabilir ancak diğerlerine nazaran bariz farklılık yaratamadıklarından aslında vasatlıklarına yenilmişlerdir çoğu zaman. Hocalıksa bambaşka bir kulvar; bilginin yanında şansa ve arkanızda duracak bir yönetime ihtiyaç duyulur orada, en azından işin başında. Evet, Alex Ferguson büyük hocadır ancak Manchester United yönetimi kupasız geçen uzun seneler boyu onun arkasında durmamış olsaydı, bir düşünün bakalım neler olurdu?

İlkokula giderken o dönemlerde çok moda olan bir kartpostal elime geçmişti. Üzerinde  Mehmet Akif Ersoy'un bir şiiri vardı; Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu- olmaz tabii- biri insan  biri hayvan- öyleyse cehalet denilen yüz karasından- kurtulmaya azmetmeli bu millet- ey millet  uyan- cehline kurban gidiyorsun.  O mısralar beni etkilemiştir. Çok zengin kütüphaneye sahip iki  mühendis tanıdığım vardı. Onlardan sürekli kitap alır, okudukça yenisini alırdım çünkü iki kitabı  birden vermezlerdi.
 
Yakından tanıyanların bileceği gibi içki ve sigarayı hiç denemedim, değil gece, akşam  hayatım bile yoktur. Babamın kulakları çınlasın, gençlik dönemlerde sık sık 'mezar taşında  sadece  geldi ve gitti!' yazacak diye takılırdı. Günlük hayatımda argo da kullanmadığımdan  anlayacağınız üzere cazibeli biri değilim. Ee ne yapayım, bende bari biraz okuyup yazayım  diyorum!

Samsunsporlu bir futbolcu olarak milli takımda yer almak nasıl bir duyguydu?
Toplam da 9 kulüpte oynadım ama hâlâ herkes 'Samsunsporlu Fatih' diye biliyor ve çağırıyor. Bunu şeref addediyorum ve insanların şahsımı böyle çağırması çok hoşuma gidiyor. Elbette takımın o hale gelmesinin harcında kumum var ancak Samsunspor öylesine dişli bir takım olmasaydı, ben ve arkadaşlarım milli takım formasını ancak rüyalarımızda görürdük...

Samsunspor'un durumunu nasıl görüyorsunuz?
Öncelikle Samsunlu sporseverlere sevgilerimi gönderiyorum. Samsunspor'un küme düşme hattından bir an önce kurtulmasını temenni ediyorum. Kaptan Emin eğer futbolculuğunun çok değil yalnızca dörtte biri nispetinde başkanlık yapacak olursa, Samsun'un kısa zamanda düzlüğe çıkması kaçınılmaz.

Sanırım hiçbir zaman boş tribünlere oynamadınız. Samsunspor taraftarı için neler demek istersiniz?
Samsunspor ve boş tribün mü? Hayatımda duyduğum en saçma sözlerden birisi bu olsa gerek! Stat kapılarının 5-6 saat önce kapandığı bir takımdan ve şehirden bahsediyoruz. Kapasite 30 bin olsaydı bile yine de dolardı o stat. Ya, deplasmanlarda hiç eksik olmayan birkaç bin seyircimize ne demeli. Ya, diğer vilayetlerden Samsunspor taraftarı olmadığı halde sırf bizleri izlemeye gelenlere ne demeli! Çok güzel günlerdi çok...

'İyi takım, iyi oyunculardan kurulur; biz de çok iyi bir takımdık' demiştiniz bir televizyon programında. O dönemin Samsunspor'unu esas alarak biraz açar mısınız bu görüşünüzü?
Evet, o sözümde ısrarcıyım. Büyük takım yoktur, büyük futbolcular vardır ve o futbolcular takımlarını yüceltir. Ancak Samsunlu dostlarıma naçizane bir tavsiye de bulunmak isterim; bizim  dönemlerimiz geldi ve geçti. Şimdi değişik şarkılar söyleme zamanı. Menteşoğlu gibi para basan başkanı kim kaybetmiş ki Samsunspor bulabilsin. Şöyle bir hatırlayalım; o herkesin çok iyi bildiği takımda kaç tane Samsunlu futbolcu vardı? Diyeceğim taşıma suyla değirmen döndürme günleri geldi ve geçti. Artık Samsun kendi yıldızlarını yetiştirme mecburiyetinde. Geçen sene maalesef heba edildi. Amerika'da olmama rağmen tam 4 yazı yazarak 'Az adam alın, nokta atışı yapın, gençlere düşkün olan ve şehre hava getirecek bir hoca getirin, iskeleti sakın bozmayın' dedim ama ya okuyan olmadı ya dinleyen.

1987-88 sezonunda bir Altay maçında polis köpeği Reks sahanın içine girmiş ve siz tam degaj atacakken elinizdeki topa koşmuştu. O ilginç anı anlatır mısınız bizlere?
O köpekli maçta oynamamın tek nedeni vardı, Nuri Asan! Milli Takım kampından hasta gelip 40 derece ateşle cayır cayır yandığımdan maç kampına katılmamıştım. Altay maçının başlamasına yaklaşık 2 saat varken rahmetli hocam ve bir idareci eve beni ziyarete geldiler. O müthiş tatlılığıyla Nuri hocam 'Gel takımı yalnız bırakma, kulübede otur' diyerek ikna edince üst üste bir saat içinde tamı tamına 7 iğne yiyerek sahaya gittim. Hocam 'Hadi, bir dene bakalım kendini, iyi hissedersen oynarsın yoksa kulübe de oturursun!' diyerek beni ısınmaya gönderdi. Ona asla hayır diyemezdim ki...

Ancak birkaç dakikalık ısınmanın ardından başım döndüğünden, dengemi  sağlayamadığımdan 'Hocam, ben oynayamayacağım' dedim, 'oynayacaksın' dedi. 'Hocam takımı  yakarım dedim, her zamanki sevecenliğiyle ve sakin sesiyle 'Sen yak evladım, sen yak bizi' deyince mecburen eldivenleri giyip sahaya çıktım.

Nasıl oynadığımı inanın bilmiyorum. Yalnızca ikinci devre şehir tarafındaki kalede top  elimdeyken baktım ki bir köpek üzerime doğru geliyor. Halüsinasyon görüyorum zannettim ama  köpek burnumun dibine gelince resmen afalladım. Ben orada hayalle gerçek arasında gidip  gelirken millet kıkır kıkır gülüyordu. İşin özü başka zaman köpek üzerime gelse belki kaçar  giderdim ama o gün King Kong gelse değişen birşey olmazdı çünkü ruh gibiydim sahada. 

Sizden sonra Samsunspor'un hep bir kaleci sorunu olduğu konuşuldu. Katılır mısınız bu yoruma?
Benden sonra kaleci problemi yaşandı demek hem yakışık almaz hem de Samsunspor'a hakaret olur. Bakın bu işin sırrı çalışmaktır. Fahrettin Genç hocanın kulakları çınlasın; o tren garının duvarlarına bıkıp usanmadan binlerce şut çeke çeke az cefama katlanmadı. Rahmetli Nuri hoca birçok idmandan 1 saat önce benimle sahaya gelir ve bıkıp usanmadan çalıştırırdı. Kimi zamanda idmandan sonra kalıp çalışırdık. Yığınla idmanın ardından rahmetli şöförümüz Asım abi çamur deryasına dönen kıyafetlerime bakıp 'Aman Fatih, sen şu basamaklara iliş de arabayı mahvetme' deyip beni kapının eşiğine oturturdu.


Şahsi kanaatim geçmişin oyuncularıyla şimdiyi mukayese etmekten vazgeçip el altındaki oyuncuları geliştirmeye çalışmak en akılcı yol. Mezarlıklar vazgeçilmez olduğunu sanan insanlarla doludur. Kimse vazgeçilmez değildir ve önemli olan kulüptür; kulüp yaşarsa daha nice iyi futbolcular gelir geçer. Yeter ki kulüp zeval görmesin ancak iyi futbol da iyi futbolcularla oynanır...

20 Ocak 1989 kazasında siz de o otobüsün içindeydiniz. Konuyla ilgili epeyce yazı yazmışılığnız var ancak dergimiz okurları için de söylemek istediğiniz birşeyler var mı? 24 seneden beri o talihsiz kazayla ilgili sayısız yazı yazdım; ömrüm oldukça da yazacağım. Bilemiyorum söyleyecek sözüm kaldı mı? Olan ölenlere, kolunu bacağını kullanamayacak hâle gelenlere, malulen emekli olmak zorunda kalanlara, kariyerini kaybedenlere oldu. Samsun halkı her ne kadar eşine menendine az rastlanır bir duyarlılık ve vefayla bunu unutmayıp, üzerine düşeni yaptıysa da, dediğim gibi olayın birinci derece de muhatapları asıl hırpalananlar oldu.
Yıllar önce CNN Türk'ün Oradaydım programına katıldığımda sözcükleri tarta tarta söylemeye çalıştıysam da, yine de birileri çıkıp kelimelerimi yanlış anlamış, istediği anlamları çıkarmıştı. Enteresandır ben ne söylersem söyleyim, birileri anlamak istediğini anlıyor.Sadece Samsun halkı ve devlet kaza sonrasında gerekeni yapmıştır. Alınmak isteyen varsa yine alınabilir.
 
2009 yılında düzenlenen bir ankette Samsunspor'un efsane 11'inde yer aldınız. Neler hissediyorsunuz bu durum için?
Samsunspor'un en iyi 11'ine seçilmek futbol yaşantımda aldığım en güzel ödüllerden birisi, muhtemelen birincisidir. Sebebini bilemiyorum ama duyduğumda çok çok sevindim. Taraftarımız başka bir kaleciyi oraya uygun görseydi belki garibinize gidecektir ama inanın üzülmezdim; lâkin seçildiğimi duyunca çok mutlu oldum. Söylediğim gibi sebebi hikmetini halen çözebilmiş değilim. En iyisi hislerimi şöyle açıklamak; maçı kazandıktan sonra golü kimin attığının ne önemi var ki!

Özellikle altını çizmek istediğim bir husus daha var; 1987 sezonunda şampiyonluk kaçınca, Menteşoğlu kardeşlerin işleri de sarpa sardığından Hasbi Ağa elini ayağını kulüpten çekmek zorunda kalmıştı. O arada tam 8 oyuncu da başka takımlara transfer olmuştu. Sonra ne mi oldu? Ne olacak? Takım ligi üçüncü değil de dördüncü bitirdi ( O da son maçta Malatya, BJK'a 5 attığından; yoksa yine üçüncü bitiriyorduk ligi)ve kupada final oynadı. Yani biraz önce söylediğim gibi 'Komple iyi takımdık ve şampiyonluk yarışında herkesin payı vardı.' Bu sebeple o ekibin yarısı gittiği halde değişen birşey olmadı.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Son olarak eklemek istediğim şeyse futbolumuzun en büyük sorunu yönetimdir. Şöyle ya da böyle zaman zaman iyi oyuncular, hocalar gelip geçiyorken hangi kulübe baksak yönetim zaafiyeti yaşandığını görüyoruz. Samsunspor seneler önce o meşum Diyarbakır maçıyla ciddi bir saygınlık kaybı yaşadı. Halbuki Samsun gibi futbol potansiyeli hiç eksilmeyen kulüpler ne denli büyük sorunlarla boğuşursa boğuşsun, mutlaka bir yerlerden çıkış noktası yakalar; nitekim yakalıyor da. Yeter ki saygınlığa halel getirilmesin. Başkaları oyunu nasıl oynarsa oynasın, Samsunspor kendine yakışanı yapmalı. Şampiyonluktan yahut küme düşmemekten daha önemli olan şey budur. Bir de mademki artık büyük paralar vererek yıldız oyuncular alma lüksü kalmadı; öyleyse hırsını kaybetmiş, düşüş sürecine girmiş eski şöhretlerden uzak durulmalı.
Yolunuz ve bahtınız açık olsun; bilaistisna herkese selam ve saygılarımı gönderiyorum. Benim açımdan çok keyifli bir röportaj oldu. Ölmüşlerimizi rahmetle anıyorum, mekanları cennet olsun diyorum...
 
Samsunspor Resmi Dergisi
Arkadasına Gönder
Yazdır
Yorumlara sadece forum üyeleri yazabilir. Yorum yapabilmek için forumdan üye girişi yapınız.

Bu habere ilk yorum yapan siz olun.


    Arama    
  Son Oynanan Maçımız
  Altınordu   Samsunspor
 
  Sıradaki Maçımız
  Samsunspor   Denizlispor
 

  TARİH : 23.05.2015 Cumartesi
  SAAT : 19:30
  STAT : Samsun 19 Mayıs
 Köşe Yazarlarımız
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
M.Teoman Taş
Samsunspor'suz lig, süper olsa ne olur? ...
18.08.2006
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
Engin Sever
Bu Aşkın Romanı Yarım Kalmadı...
01.05.2011
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
Murat Çakır
10 kişiyle bu kadar!...
19.09.2010
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
Mustafa Aydın
Sıra Yönetimde...
24.11.2014
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
Fatih Ahmet Akkaya
Erhan Altın Freni...
01.05.2015
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
İnanç Armağan Kaya
Futbol oynamayı düşünen bir Samsunspor ve Liderlik...
21.09.2015
  futbol,samsunspor,samsun,türkiye,spor,lig a,süper lig, haber, haberler, karadeniz, gol, samsun haber, haber samsun
Zafer Erbay
2015-16 Sezonu 1.Dönemi İstatistikleri...
16.01.2016